2 Ekim 2017 Pazartesi
22 Haziran 2017 Perşembe
5 Haziran 2015 Cuma
Windows 10 (BETA)
2 aydır falan 4790k'lı GTX970'li bilgisayarımda kullanıyorum Windows 10'u.
Bol bol oyun oynuyorum ve FPS hiç fark etmiyor neredeyse. DX12 çıktığında dediklerine göre FPS iyileşecek diğer OS'lere göre.
Witcher 3'ü hiç 60 FPS'in altına düşmeden Ultra ayarlarda, ekstra olarak nvidia'nın kendi anti-alising geliştirmesi olan MFAA açık olarak bitirdim. Eksik olan tek şey Nvidia Hairworks'ün sadece geralt olmasıydı. Ama bunun os ile bir ilgisi yok. Demek istediğim FPS farkı yok Win8 ile.
Şu ana kadar görebildiğim bazı eksikler var. Onları pek takmıyorsanız indirebilirsiniz. Gayet güzel olmuş os genel olarak.
1) Kaspersky çalışmadığı için Bitdefender kurdum. Ama her sistem güncellemesi sonunda kendisini siliyor Bitdefender.
2) Her sistem güncellemesi sonrasında Directx'ler Vcredist'ler falan siliniyor. Oyun klasöründen tekrar kurmak gerekiyor.
3) Evga ve Rivatuner'in OSD uygulamaları yenen ekran kartı Memory'sini yanlış gösteriyor. 145'de kalmış durumda. Ama Nvidia'nın bir driver problemi bu büyük ihtimalle. Halledilir.
4) Sistem her güncelleme sonunda geri dönüş noktası oluşturuyor ve 120-120, 240GB'lık Raid0 SSD'lerimin dışına taşıyamadım. Silmek zorunda kaldım. 50GB Recovery dosyası mı olur!?
5) Her türlü ayarı denedim. Kanada gibi gösterdim, olmadı İngiltere yaptım ama yemedi ve Cortana'yı açıp deneyemedim. Anlamıyorum ki? Açın gitsin şu ülkede bu özelliği. İngilizce de kullanırız yani...
Kısaca bu sorunları pek dert etmiyorsanız Windows 7 ile Windows 8.1'in karışımı efsane bir OS bizi bekliyor.
Bol bol oyun oynuyorum ve FPS hiç fark etmiyor neredeyse. DX12 çıktığında dediklerine göre FPS iyileşecek diğer OS'lere göre.
Witcher 3'ü hiç 60 FPS'in altına düşmeden Ultra ayarlarda, ekstra olarak nvidia'nın kendi anti-alising geliştirmesi olan MFAA açık olarak bitirdim. Eksik olan tek şey Nvidia Hairworks'ün sadece geralt olmasıydı. Ama bunun os ile bir ilgisi yok. Demek istediğim FPS farkı yok Win8 ile.
Şu ana kadar görebildiğim bazı eksikler var. Onları pek takmıyorsanız indirebilirsiniz. Gayet güzel olmuş os genel olarak.
1) Kaspersky çalışmadığı için Bitdefender kurdum. Ama her sistem güncellemesi sonunda kendisini siliyor Bitdefender.
2) Her sistem güncellemesi sonrasında Directx'ler Vcredist'ler falan siliniyor. Oyun klasöründen tekrar kurmak gerekiyor.
3) Evga ve Rivatuner'in OSD uygulamaları yenen ekran kartı Memory'sini yanlış gösteriyor. 145'de kalmış durumda. Ama Nvidia'nın bir driver problemi bu büyük ihtimalle. Halledilir.
4) Sistem her güncelleme sonunda geri dönüş noktası oluşturuyor ve 120-120, 240GB'lık Raid0 SSD'lerimin dışına taşıyamadım. Silmek zorunda kaldım. 50GB Recovery dosyası mı olur!?
5) Her türlü ayarı denedim. Kanada gibi gösterdim, olmadı İngiltere yaptım ama yemedi ve Cortana'yı açıp deneyemedim. Anlamıyorum ki? Açın gitsin şu ülkede bu özelliği. İngilizce de kullanırız yani...
Kısaca bu sorunları pek dert etmiyorsanız Windows 7 ile Windows 8.1'in karışımı efsane bir OS bizi bekliyor.
2 Nisan 2015 Perşembe
İşlemci Soğutucuları; Sıvı Soğutma Tüyoları!
Sistemimde sıvı soğutmaya geçeli uzun bir süre olmak üzere ve denenebilecek neredeyse her şeyi denemiş durumdayım. Artık yazmanın zamanı geldi.
Her anakartta bir VRM bulunur.(Eğer aşağıdaki fotoğraftan bakarsanız VRM dediğim bölüm "GENE" yazısının olduğu demir parçasının altı.)
Teknik olarak tam bir çeviri yaparsak bu "Voltaj Akım Düzenleyicisi Modülü" şeklinde geçebilir. İşlemciye giden gücü bu ayarlar ve bunu yaparken mantıken ısınır.
Sıvı soğutma tercih etmeniz demek teknik olarak hava soğutma tercih etmemeniz demek. Eğer hava soğutma tercih etmezseniz VRM'nize direkt olarak vuracak aktif fanlardan vazgeçmiş olursunuz, bu da VRM'nin ısınması anlamına gelir.
Getirmeye çalıştığım nokta; eğer sıvı soğutma tercih edecekseniz kasa fanlarınızın tam ve performanslı olduğundan emin olun. Bu parçanın ısınmaması için kasada iyi bir hava akımı gerekli.
Sıvı soğutmanız ile oynarken borulara yüklenmemeye dikkat etmeniz de ikinci önceliğiniz olsun. Eğer boru bağlantısı olduğu yerden saparsa sistem sızdırır ve bu da soğutmanızın çöp olması demek olur.
Corsair H105 kullanıyorum. Teknik olarak sistemim soğutma ile şöyle gözüküyor;
Eğer kasanız küçükse benim yaptığım gibi soğutmayı borular kasanın arkasına bakacak şekilde ters takmanız çok daha mantıklı. Bu boruların gereksiz yere eğilip bükülmesini önler.
Aynı zamanda sadece tek tarafa takılacak sayıda fanınız bulunuyorsa bunu pull yani çekiş şeklinde takmak daha iyi soğutma sağlıyor.
AIDA64 Stress Testinde push yani itme değil de pull şeklinde takmak 10 dereceye yakın fark oluşturuyor.
Eğer alttaki fotoğrafa bakarsanız alt tarafta olması gereken fanımın radyatörün üst tarafında olduğunu görebilirsiniz. Bahsettiğim olay tam olarak bu.
Aynı zamanda dikkatli bakarsanız vidalar oturması gerektiği yerlere oturmuyor, bu yüzden 1cm kadar geriye takılılar. Eğer böyle bir durum ile karşılaşırsanız üstende durmayın, takın gitsin.
Hem kasayı hem de soğutmayı Corsair yapmış olsa da mATX yani orta boy kasaların laneti bu. Hiç bir şey oturması gerektiği yere tam olarak oturmaz.
Eğer "i" serisi veya herhangi bir "interface"li soğutma kullanmıyorsanız CPU fan girişine fanları, Optional CPU girişine de pompayı takmayı unutmayın. Diğer durumda fanları kontrol edemezsiniz, bu da tahmin edilebildiği üzere kötü bir olay.
Genelliği geçersek ve benim şu an kullandığım Corsair H105'den bahsedecek olursak Intel 4790k'yı 1,25 voltajda 4,8GHZ'de AIDA64 testinde çalıştırırken sıcaklık 50-53 derecede sabit kalıyor. Bu çok iyi bir rakam.
Ama açıkça söylemeliyim ki soğutmanın Idle yani bilgisayar boştayken ki sıcaklığından memnun değilim. 30 ile 45 arasında değişip duruyor. 45 Idle için çok yüksek...
Tavsiye eder miyim? Evet. Ama bu kasanıza sığıyorsa bir Be Quiet'i veya Noctua D15'i daha çok tavsiye etmediğim anlamına gelmiyor.
Demek istediğim kasanıza Noctua D15 gibi bir dev sığabiliyorsa kesinlikle almalısınız ama eğer sığmıyorsa almanız gereken soğutma bu...
Genel olarak "Sıvı Soğutma" konusunda söyleyebileceklerim bu kadar. Ne kadar çok olmasa da bu bilgileri toplamak ve gözlemlemek zamanımı aldı ve birleştirip yazayım dedim. Umarım birilerinin işine yarar.
Her anakartta bir VRM bulunur.(Eğer aşağıdaki fotoğraftan bakarsanız VRM dediğim bölüm "GENE" yazısının olduğu demir parçasının altı.)
Teknik olarak tam bir çeviri yaparsak bu "Voltaj Akım Düzenleyicisi Modülü" şeklinde geçebilir. İşlemciye giden gücü bu ayarlar ve bunu yaparken mantıken ısınır.
Sıvı soğutma tercih etmeniz demek teknik olarak hava soğutma tercih etmemeniz demek. Eğer hava soğutma tercih etmezseniz VRM'nize direkt olarak vuracak aktif fanlardan vazgeçmiş olursunuz, bu da VRM'nin ısınması anlamına gelir.
Getirmeye çalıştığım nokta; eğer sıvı soğutma tercih edecekseniz kasa fanlarınızın tam ve performanslı olduğundan emin olun. Bu parçanın ısınmaması için kasada iyi bir hava akımı gerekli.
Sıvı soğutmanız ile oynarken borulara yüklenmemeye dikkat etmeniz de ikinci önceliğiniz olsun. Eğer boru bağlantısı olduğu yerden saparsa sistem sızdırır ve bu da soğutmanızın çöp olması demek olur.
Corsair H105 kullanıyorum. Teknik olarak sistemim soğutma ile şöyle gözüküyor;
Eğer kasanız küçükse benim yaptığım gibi soğutmayı borular kasanın arkasına bakacak şekilde ters takmanız çok daha mantıklı. Bu boruların gereksiz yere eğilip bükülmesini önler.
Aynı zamanda sadece tek tarafa takılacak sayıda fanınız bulunuyorsa bunu pull yani çekiş şeklinde takmak daha iyi soğutma sağlıyor.
AIDA64 Stress Testinde push yani itme değil de pull şeklinde takmak 10 dereceye yakın fark oluşturuyor.
Eğer alttaki fotoğrafa bakarsanız alt tarafta olması gereken fanımın radyatörün üst tarafında olduğunu görebilirsiniz. Bahsettiğim olay tam olarak bu.
Aynı zamanda dikkatli bakarsanız vidalar oturması gerektiği yerlere oturmuyor, bu yüzden 1cm kadar geriye takılılar. Eğer böyle bir durum ile karşılaşırsanız üstende durmayın, takın gitsin.
Hem kasayı hem de soğutmayı Corsair yapmış olsa da mATX yani orta boy kasaların laneti bu. Hiç bir şey oturması gerektiği yere tam olarak oturmaz.
Eğer "i" serisi veya herhangi bir "interface"li soğutma kullanmıyorsanız CPU fan girişine fanları, Optional CPU girişine de pompayı takmayı unutmayın. Diğer durumda fanları kontrol edemezsiniz, bu da tahmin edilebildiği üzere kötü bir olay.
Genelliği geçersek ve benim şu an kullandığım Corsair H105'den bahsedecek olursak Intel 4790k'yı 1,25 voltajda 4,8GHZ'de AIDA64 testinde çalıştırırken sıcaklık 50-53 derecede sabit kalıyor. Bu çok iyi bir rakam.
Ama açıkça söylemeliyim ki soğutmanın Idle yani bilgisayar boştayken ki sıcaklığından memnun değilim. 30 ile 45 arasında değişip duruyor. 45 Idle için çok yüksek...
Tavsiye eder miyim? Evet. Ama bu kasanıza sığıyorsa bir Be Quiet'i veya Noctua D15'i daha çok tavsiye etmediğim anlamına gelmiyor.
Demek istediğim kasanıza Noctua D15 gibi bir dev sığabiliyorsa kesinlikle almalısınız ama eğer sığmıyorsa almanız gereken soğutma bu...
Genel olarak "Sıvı Soğutma" konusunda söyleyebileceklerim bu kadar. Ne kadar çok olmasa da bu bilgileri toplamak ve gözlemlemek zamanımı aldı ve birleştirip yazayım dedim. Umarım birilerinin işine yarar.
19 Aralık 2014 Cuma
İşlemci Soğutucuları
Baktım, hep oyun, dizi, film yazıyorum ama asıl en sevdiğim konu olan donanımdan bahsetmiyorum.
Çok saçma kesinlikle. Marketteki tüm donanım araçlarının özelliklerini ve fiyat/performans oranını bilirim ama burada yazdığım sadece şu film böyledir, şu uygulama söyledir, falan filan...
Sonuç olarak bir karar verdim ve donanım yazmaya başlıyorum.
Bir bilgisayarın tüm parçalarının neye göre seçilmesi gerektiği, neyin iyi olduğu hakkında.
İlk bahsetmek istediğim konu İşlemci Soğutucuları. Neden bilmiyorum... Sektör yeni yeni gelişmeye başladığından olabilir...
"Olmazsa" gibi ne kadar bir seçeneğimiz olmasa da işlemcilerin içinden çıkan Stok soğutucu artık çoğu işlemci modeline yetmiyor ve Intel bunu geliştirmiyor.
Doğal olarak da stok soğutucuyu yeni bir tanesi ile değiştirmek gerekiyor.
İşlemci soğutucusu için ayırabileceğiniz bütçe 100TL'den düşükse güzel bir Hava Soğutma bakın. Dediğim gibi bunlardan alacağınıza Stok'unuza devam edin benim önerim.
100-270 arasıysa Isı Borulu olanlara bakın.
270-1000TL arasıysa Corsair'in sıvı soğutmaları size göre... Ama bunların çok hassas olduğunu unutmayın. Bozulma ile uğraşamam diyorsanız Isı Borulu olanlara devam...
Çok saçma kesinlikle. Marketteki tüm donanım araçlarının özelliklerini ve fiyat/performans oranını bilirim ama burada yazdığım sadece şu film böyledir, şu uygulama söyledir, falan filan...
Sonuç olarak bir karar verdim ve donanım yazmaya başlıyorum.
Bir bilgisayarın tüm parçalarının neye göre seçilmesi gerektiği, neyin iyi olduğu hakkında.
İlk bahsetmek istediğim konu İşlemci Soğutucuları. Neden bilmiyorum... Sektör yeni yeni gelişmeye başladığından olabilir...
Neden özel olarak almalıyım? İçinden çıkmıyor mu?
Sanıldığının aksine işlemci soğutucusu bilgisayarın hayati bir parçasıdır."Olmazsa" gibi ne kadar bir seçeneğimiz olmasa da işlemcilerin içinden çıkan Stok soğutucu artık çoğu işlemci modeline yetmiyor ve Intel bunu geliştirmiyor.
Doğal olarak da stok soğutucuyu yeni bir tanesi ile değiştirmek gerekiyor.
Peki neye göre seçmeliyiz?
Marketten bulabileceğiniz 3 tip soğutucu vardır.- Hava Soğutma
- Sıvı Soğutma
- Isı Borulu Hava Soğutma
Sıvı Soğutma
En iyi soğutmayı Sıvı Soğutma tipi verir. Ama diğerlerine göre pahalıdır ve çabuk bozulur.
Bu konuda tavsiye edebileceğim marka kesinlikle Corsair'dir.
Çalışma mantığı basit aslında.
İçindeki pompa, sıvıyı boru içinde gezdirir. Sıvı işlemciye geldiğinde işlemcinin ısısı ile ısınır, radyatöre geldiğinde soğutulur ve hep böyle devam eder.
Ama hassastır. Sıvı sızdırır, pompası bozulur, vidası kayar..
Bu sorunları en az yaşayacağınız firma kesinlikle Corsair. Unutmayın...
Bu tipte aynı zamanda Custom Loop denilen bir olay da yapabilirsiniz. Aslında en çok tavsiye ettiğim tip olmasına rağmen bunun için gereken bütçeyi buraya yazmak istemiyorum; o derece...
Kısaca kablolar ve pompalar ile sıvı soğutmanızı kendiniz oluşturuyorsunuz. Genelde SLI/Crossfire yapılmış ekran kartları ve işlemci bağlanır bunlara.
Bunların saydam boru içinde fosforlu sıvı ile yapılanları var ki en teknolojiden anlamayan insan bile hayran kalır.
Ama hassastır. Sıvı sızdırır, pompası bozulur, vidası kayar..
Bu sorunları en az yaşayacağınız firma kesinlikle Corsair. Unutmayın...
Bu tipte aynı zamanda Custom Loop denilen bir olay da yapabilirsiniz. Aslında en çok tavsiye ettiğim tip olmasına rağmen bunun için gereken bütçeyi buraya yazmak istemiyorum; o derece...
Kısaca kablolar ve pompalar ile sıvı soğutmanızı kendiniz oluşturuyorsunuz. Genelde SLI/Crossfire yapılmış ekran kartları ve işlemci bağlanır bunlara.
Bunların saydam boru içinde fosforlu sıvı ile yapılanları var ki en teknolojiden anlamayan insan bile hayran kalır.
Hava Soğutma
Bu en basit soğutma tipidir. Hepsinden ucuzdur.
Çalışma mantığı bir fanın işlemciye bağlı heatsink'lere doğru hava göndermesidir.
Bunun için önerebileceğim marka Noctua ve Cooler Master.
Ama bunu alacağınıza Stok soğutucu kullanmanızı öneririm. Pek bir fark göremezsiniz.
Ama bunu alacağınıza Stok soğutucu kullanmanızı öneririm. Pek bir fark göremezsiniz.
Isı Borulu Hava Soğutma
Hem ucuzdur, hem soğuktur. Hatta abartılı olanları Sıvı Soğutuculardan da soğuktur.
Mantığı içinde hava olan bir borunun ısıyı hemen önünde bulunan heatsink radyatör karışımı bir nesneye iletmesi ve orada 1-2 veya daha fazla fan yardımı ile hunharca soğutulmasıdır.
Bu tip ağırdır ve çok yer kaplar ama soğutmayı da sağlar.
Bunu düşündüğünüz anda marka olarak aklınıza Noctua gelmesi lazım. Ama son zamanlarda biraz araştırma yaptım. be quiet! çok güzel şeyler yapıyor ve Noctua'ya göre çok çok güzel gözüküyor yaptıkları.
Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir konu daha var. Eğer bunlardan birini alacaksanız RAM'leriniz mutlaka düşük profil olsun.
Aynı zamanda kasanızın kaldırabileceği en yüksek soğutucuyu da sitesinde veya kullanım kılavuzunda bulabilirsiniz.
Aynı zamanda bunlar ağır cihazlar olduğundan anakartınızla uyumuna bakmayı unutmayın, sonrasında kırmak istemezsiniz. Uyum listesini hangi markayı alacaksanız sitesinde bulabilirsiniz.
Örnek olarak dünyanın en iyi oyun kasalarından biri olan Corsair 350D'ye Noctua NH-D15 sığmıyor.
Noctua NH-D15 165mm'lik ve 1,5KG'lık bir soğutucu...
Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir konu daha var. Eğer bunlardan birini alacaksanız RAM'leriniz mutlaka düşük profil olsun.
Aynı zamanda kasanızın kaldırabileceği en yüksek soğutucuyu da sitesinde veya kullanım kılavuzunda bulabilirsiniz.
Aynı zamanda bunlar ağır cihazlar olduğundan anakartınızla uyumuna bakmayı unutmayın, sonrasında kırmak istemezsiniz. Uyum listesini hangi markayı alacaksanız sitesinde bulabilirsiniz.
Örnek olarak dünyanın en iyi oyun kasalarından biri olan Corsair 350D'ye Noctua NH-D15 sığmıyor.
Noctua NH-D15 165mm'lik ve 1,5KG'lık bir soğutucu...
Demek istediğim;
İşlemci soğutucusu için ayırabileceğiniz bütçe 100TL'den düşükse güzel bir Hava Soğutma bakın. Dediğim gibi bunlardan alacağınıza Stok'unuza devam edin benim önerim.
100-270 arasıysa Isı Borulu olanlara bakın.
270-1000TL arasıysa Corsair'in sıvı soğutmaları size göre... Ama bunların çok hassas olduğunu unutmayın. Bozulma ile uğraşamam diyorsanız Isı Borulu olanlara devam...
İleride teker teker ürünlerin incelemesini de yapmayı düşünüyorum. Sıcaklık ve ses değerleri, görünüşü gibi.
Büyük ihtimalle çok güzel bir atak yapmış olan be quiet! ile başlayacağım.
27 Kasım 2014 Perşembe
Grand Theft Auto 5 Online!
Genel olarak güzel olmuş ama yapay zekası ve bazı konularda geliştirilmesi lazım.
Bir Armored Truck takip ediyorsunuz. Sürücüyü öldürüp polisleri ekip 600$'lık patlayıcı ile patlatıp paraları alıp kaçıp tekrar 3 yıldızı ekiyorsunuz, tekrar kaçıyorsunuz. Çıkan para 1999$.
Şaka gibi. Oyunda tek T-Shirt 11.000$ ama Armored Truck'ın içinden çıkan para patlayıcı parasını çıkınca 1399$.
Oyundaki hız değerleri birbirine uymuyor. Oyun Carbon RS'in Akuma'dan hızlı olduğunu iddia edip birini 40.000'e diğerini 12.000'e satıyor. Ama düz yolda tüm upgrade'leri yapılmış Carbon RS, upgrade'siz Akuma'yı geçemiyor.
Aynı şey bazı arabalar için de geçerli. Hız değerleri kesinlikle yalan.
Böyle bir sürü saçmalık. Martin'in verdiği görevlerden bahsetmek bile istemiyorum. Adam bize resmen 1500 tane koruma arasından Amerika başkanını falan öldürtüp, fotoğrafını çektirtip 6.000$ veriyor. Banka soyduruyor %0.0001 falan veriyor.
Sonra da şaka gibi mesaj çekiyor; "İşe yarıyorsun, seni iyi ki öldürtmemişim"
Bakkaldan şeker çalıyorum polis bakkalın içine girip üstümden araba ile geçip gelip kafama shotgun ile sıkıyor.
Ama nedense birine silah çekince kimse gelmiyor.
Polis size çarpıyor, ondan sonra siz "polis çarptı" diye aranmaya başladığınızda kafanıza hemen 5 tane shotgun mermisi.
Polisten kaçıyorsunuz, ara sokakta saklanmaya başlıyorsunuz. Polis normalde hayatta girmez; ara sokağa girmeye karar veriyor...
Aynı zamanda polislerin ve diğer insanların nasıl hedef aldığı konusu en saçması. Adam 300-400 metreden pistol ile headshot veriyor.
FPS düşmeleri şehrin sadece belli bölgelerinde. Anlamıyorum, şehrin 2 caddesinde FPS düşmesi var. Rockstar buralara gelince grafiklerde otomatik düşme gibi bir ayar yapamıyor mu?
Şimdi de banka soygunu gelecek diyorlar. Ne yapacağız? Bankayı soyacağız sadece 3 bin mi verecek? Yanlışlıkla hademenin kasasını mı soymuşuz?
İşte bu kadar saçma ve rezalet bir oyun. Ama çıktığından beri başından kalkmadan deli gibi oynuyorum ve midterm'ler başlamasaydı daha 1 ay kalkmazdım.
Kesinlikle deli gibi tavsiye ederim ama yukarıda anlattığım gibi durumlar yüzünden sinir sorunları olan insanlara kesinlikle tavsiye etmiyorum. Uzak durun! Ben biliyorum, bir şeyleri kıracaksınız evde...
28 Ekim 2014 Salı
Dalvik'den ART'ye geçiş!
Bu konu benim Android 5.0'dan beklediğim her şeyi kapsamasına rağmen Google çok güzel bir kartlı tema yapmayı da unutmamış.
Biraz ART'nin güzelliklerinden bahsedeyim. Bu konu hakkında ayrıntılı bir inceleme göremedim, bu yüzden her yabancı kaynaktan önemli kısımlar alıp bunu Türkçe olarak anlatmaya çalışacağım.
İlk başta Dalvik ve ART'nin ne olduğundan bahsedeyim.
Dalvik ve ART Google şirketinin Android için ürettiği bir Sanal Makine'dir.
Bu kısaca Android işletim sistemi ile telefonunuzun uygulamaları arasındaki köprüdür.
Yani telefonunuzun tüm işlemleri buradan gelir-geçer.
Demek istediğim şey; bu bir elektronik cihazın en hassas yazılımsal parçasıdır.
Anlamayan biri bile olsanız şu üste koyduğum diyagramı 2 dakika inceleyin. Dalvik ile ART'nin mimari farkını anlatıyor. En azından bir fikir sahibi olursunuz olay hakkında.
Dalvik, Android'in 2.2 sürümü ile 2010 yılında gelmişti ama şimdi gördüğünüz üzere teknolojinin çok hızlı gelişmesiyle yeterli olamamaya başladı.
ART ise Android 4.4 ile Nexus serisine bir seçenek olarak açıldı ama yine de tam performansında değildi.
Tam bitmemiş halinde Nexus 5'deki 4.4'ün ART performansı bile çok iyi.
Benchmark(Performans) testi farkları;
Bunlar çok büyük performans farkları.
Bunu acayip bir olay gibi anlattığıma bakmayın. Telefon performansının bu kadar artması sadece bir yan etki.
Bunun asıl başlanma nedeni Garbage Collection adlı bir olay. Hazır bunun hakkında bir Türkçe kaynak (Wikipedia) varken size ihtiyacımız olan kısmı kopyala yapıştır yaparak yazıma devam edeyim.
Dalvik sürümünde bu olay 10ms kadar zaman alırken ART'de bunu 2ms'nin altına indirdiklerini iddia ediyorlar.
Bu demek oluyor ki Android uygulamalarında gördüğümüz Frame Drop'lar (Üzgünüm, Türkçesi yok) ART'de gerçekleşmeyecek. Yani telefon uygulama açarken Ram yüzünden bir kasma yaşamayacak.
ART ile bir telefonu kilitlemeniz neredeyse imkansız. Ama hadi gördüğünüz tüm oyunlara girmeye çalıştınız, attınız, fırlattınız telefonu falan filan... Bu durumda bir Full Garbage Collection devreye girecek ve arka planda ne varsa her şeyi çok küçük sürelerde kapatıp telefonu eski haline getirebilecek.
Dalvik ile telefon kendini kapatıp açardı. Şimdi sadece arka plandakileri kapatacak.
Bu olayla beraber bir Android telefonu dondurmak imkansız hale geliyor.
Aynı zamanda bazı sitelerde dolaşan bir söylentiye göre yeni bir Hafıza sistemi gelmiş ART ile.
Rosalloc adına kadar ulaşabildim, başka bir şey bulamadım. Eğer bu konuda bir bilginiz varsa mesaj kutusu hemen aşağıda.
Newrelic, Dalvik ve ART'yi karşılaştırmak için çeşitli testler yapmış.
Bir kod yazmışlar, Dalvik ve ART'nin bu kodu ne kadar hızlı işleyeceğine bakmışlar.
Dalvik ile 1400ms sürerken ART ile sadece 400ms sürmüş. Bunu yaparken de ART, Dalvik'e göre 2MB daha az Ram harcamış. Toplam harcanan Ram'e bakarsak %20 daha az harcamış oluyor.
Ve ART'nin 1080p ekranı olan 512mb Ram'li bir Android telefonda çalışabileceğini unutmayın. Bu söylediğim Ram tüketimi hakkında yeterli bir bilgi vermiştir diye tahmin ediyorum.
Peki hiç mi kötü yanı yok?
Var. Bir uygulamayı çalıştırma süresi ve o uygulamanın sensörlerinin tepki süresi gibi konuların hepsini çok büyük oranlarda geliştirmiş, hatta bir Android telefonun bir daha hiç kasmayacağı gibi çok iddialı bir söylemde bulunmuş olsalar da ART'nin tek kötü yanı uygulamaların kurulum süresinin ve boyutunun artması.
Ama tabii ki hafıza kart slotlarımızın olduğunu unutmamak lazım...
Ben anlatabildiğim kadar anlatmaya çalıştım. Yazdığımdan daha ayrıntılı bir Türkçe kaynak bulunmuyor.
Ama İngilizceniz yeterliyse Google'ın kendi yazılarına bakarak daha ayrıntılı biçimde inceleyebilirsiniz.
Introducing ART ve Verifying App Behavior on the Android Runtime (ART)
Biraz ART'nin güzelliklerinden bahsedeyim. Bu konu hakkında ayrıntılı bir inceleme göremedim, bu yüzden her yabancı kaynaktan önemli kısımlar alıp bunu Türkçe olarak anlatmaya çalışacağım.
İlk başta Dalvik ve ART'nin ne olduğundan bahsedeyim.
Dalvik ve ART Google şirketinin Android için ürettiği bir Sanal Makine'dir.
Bu kısaca Android işletim sistemi ile telefonunuzun uygulamaları arasındaki köprüdür.
Yani telefonunuzun tüm işlemleri buradan gelir-geçer.
Demek istediğim şey; bu bir elektronik cihazın en hassas yazılımsal parçasıdır.
Anlamayan biri bile olsanız şu üste koyduğum diyagramı 2 dakika inceleyin. Dalvik ile ART'nin mimari farkını anlatıyor. En azından bir fikir sahibi olursunuz olay hakkında.
Dalvik, Android'in 2.2 sürümü ile 2010 yılında gelmişti ama şimdi gördüğünüz üzere teknolojinin çok hızlı gelişmesiyle yeterli olamamaya başladı.
ART ise Android 4.4 ile Nexus serisine bir seçenek olarak açıldı ama yine de tam performansında değildi.
Tam bitmemiş halinde Nexus 5'deki 4.4'ün ART performansı bile çok iyi.
Benchmark(Performans) testi farkları;
Bunlar çok büyük performans farkları.
Bunu acayip bir olay gibi anlattığıma bakmayın. Telefon performansının bu kadar artması sadece bir yan etki.
Bunun asıl başlanma nedeni Garbage Collection adlı bir olay. Hazır bunun hakkında bir Türkçe kaynak (Wikipedia) varken size ihtiyacımız olan kısmı kopyala yapıştır yaparak yazıma devam edeyim.
Bilgisayar Biliminde garbage collection kaynak yönetiminin özel bir adımıdır. Bilgisayar hafızasının yönetilmesi işleminde kullanılmaktadır.
Garbage collection kullanılan hafıza alanlarının izini sürerek ihtiyaç duyulmayan alanları işletim sistemine iade etmektedir. Yeni bir talep geldiği zamanda yer bulup programa göndermektedir.ART ekibi bu olayı nasıl Optimize edebilecekleri hakkında çok çalışmışlar. Çünkü bu eski sürümlerde çok sorun yaratıyordu, çok yavaştı.
Dalvik sürümünde bu olay 10ms kadar zaman alırken ART'de bunu 2ms'nin altına indirdiklerini iddia ediyorlar.
Bu demek oluyor ki Android uygulamalarında gördüğümüz Frame Drop'lar (Üzgünüm, Türkçesi yok) ART'de gerçekleşmeyecek. Yani telefon uygulama açarken Ram yüzünden bir kasma yaşamayacak.
ART ile bir telefonu kilitlemeniz neredeyse imkansız. Ama hadi gördüğünüz tüm oyunlara girmeye çalıştınız, attınız, fırlattınız telefonu falan filan... Bu durumda bir Full Garbage Collection devreye girecek ve arka planda ne varsa her şeyi çok küçük sürelerde kapatıp telefonu eski haline getirebilecek.
Dalvik ile telefon kendini kapatıp açardı. Şimdi sadece arka plandakileri kapatacak.
Bu olayla beraber bir Android telefonu dondurmak imkansız hale geliyor.
Aynı zamanda bazı sitelerde dolaşan bir söylentiye göre yeni bir Hafıza sistemi gelmiş ART ile.
Rosalloc adına kadar ulaşabildim, başka bir şey bulamadım. Eğer bu konuda bir bilginiz varsa mesaj kutusu hemen aşağıda.
Newrelic, Dalvik ve ART'yi karşılaştırmak için çeşitli testler yapmış.
Bir kod yazmışlar, Dalvik ve ART'nin bu kodu ne kadar hızlı işleyeceğine bakmışlar.
Dalvik ile 1400ms sürerken ART ile sadece 400ms sürmüş. Bunu yaparken de ART, Dalvik'e göre 2MB daha az Ram harcamış. Toplam harcanan Ram'e bakarsak %20 daha az harcamış oluyor.
Ve ART'nin 1080p ekranı olan 512mb Ram'li bir Android telefonda çalışabileceğini unutmayın. Bu söylediğim Ram tüketimi hakkında yeterli bir bilgi vermiştir diye tahmin ediyorum.
Peki hiç mi kötü yanı yok?
Var. Bir uygulamayı çalıştırma süresi ve o uygulamanın sensörlerinin tepki süresi gibi konuların hepsini çok büyük oranlarda geliştirmiş, hatta bir Android telefonun bir daha hiç kasmayacağı gibi çok iddialı bir söylemde bulunmuş olsalar da ART'nin tek kötü yanı uygulamaların kurulum süresinin ve boyutunun artması.
Ama tabii ki hafıza kart slotlarımızın olduğunu unutmamak lazım...
Ben anlatabildiğim kadar anlatmaya çalıştım. Yazdığımdan daha ayrıntılı bir Türkçe kaynak bulunmuyor.
Ama İngilizceniz yeterliyse Google'ın kendi yazılarına bakarak daha ayrıntılı biçimde inceleyebilirsiniz.
Introducing ART ve Verifying App Behavior on the Android Runtime (ART)
22 Ekim 2014 Çarşamba
Android'de Yedekleme
Google Drive, Google+, Hangouts ve Google Play adlı uygulamaları bilmeden insanlar Android'in yedeklemesi hakkında atıp tutuyor.
Yedeklemek için de ayrı bir uygulamaya da ihtiyacın yok. Her telefonun içinde üstte saydığım şeyler geliyor.
Tek bir uygulama olmasa da;
Google Drive fotoğraf, dosya, video yedekler ve senkronize eder.
Google+ hesabınızla giriş yapıp sim kart yerine Google seçtiğinizde tüm rehberinizi ve arama kayıtlarınızı yedekler.
Hangouts tüm mesajlarınızı yedekler. Aynı zamanda çok çok küçük ücretlere (dakikası 0,05€) internet üzerinden başka telefonu aramanızı sağlar.
Google Play'de teknik olarak Android'in marketidir. Google hesabı ile giriş yaptığınızda tüm uygulamalarınızı telefona indirir.
Telefonu çaldırdınız. Android cihaz yöneticisi sayesinde telefonu zil sesiyle çaldırabilir, kitleyebilir, içindeki her şeyi silebilir, konumunu bulabilir, bunun üstüne de telefonu çalmaya çalışan kişinin ön kameradan 5 tane fotoğrafını çekebilirsiniz.
Tamam çalındı. Bulamadınız. Falan filan.. Yeni telefonunuzla google hesabı ile girerseniz arka plan resminiz ve zil sesleriniz dışında her şeyi bıraktığınız gibi bulacaksınız.
Peki bu IOS'ta nasıl oluyor? hiç bir Bir fikrim yok... Olmasını da istemiyorum. Çünkü IOS bana göre değil. Ben Android tercih ediyorum.
Ama çoğu Apple kullanıcısının kafasına sokamadığı bir şey var ki; Apple alınca benden üstün olmuyorsun. Süper güçlerin olmuyor. Iphone'u Samsung ve Sony üretiyor komple zaten. Neyin ayağı bu?
Şunu kafanıza sokun ki bir tercih yapıyorsunuz ve başka bir şey tercih eden insana geri zekalı gibi davranıyorsunuz.
Yedeklemek için de ayrı bir uygulamaya da ihtiyacın yok. Her telefonun içinde üstte saydığım şeyler geliyor.
Tek bir uygulama olmasa da;
Google Drive fotoğraf, dosya, video yedekler ve senkronize eder.
Google+ hesabınızla giriş yapıp sim kart yerine Google seçtiğinizde tüm rehberinizi ve arama kayıtlarınızı yedekler.
Hangouts tüm mesajlarınızı yedekler. Aynı zamanda çok çok küçük ücretlere (dakikası 0,05€) internet üzerinden başka telefonu aramanızı sağlar.
Google Play'de teknik olarak Android'in marketidir. Google hesabı ile giriş yaptığınızda tüm uygulamalarınızı telefona indirir.
Telefonu çaldırdınız. Android cihaz yöneticisi sayesinde telefonu zil sesiyle çaldırabilir, kitleyebilir, içindeki her şeyi silebilir, konumunu bulabilir, bunun üstüne de telefonu çalmaya çalışan kişinin ön kameradan 5 tane fotoğrafını çekebilirsiniz.
Tamam çalındı. Bulamadınız. Falan filan.. Yeni telefonunuzla google hesabı ile girerseniz arka plan resminiz ve zil sesleriniz dışında her şeyi bıraktığınız gibi bulacaksınız.
Peki bu IOS'ta nasıl oluyor? hiç bir Bir fikrim yok... Olmasını da istemiyorum. Çünkü IOS bana göre değil. Ben Android tercih ediyorum.
Ama çoğu Apple kullanıcısının kafasına sokamadığı bir şey var ki; Apple alınca benden üstün olmuyorsun. Süper güçlerin olmuyor. Iphone'u Samsung ve Sony üretiyor komple zaten. Neyin ayağı bu?
Şunu kafanıza sokun ki bir tercih yapıyorsunuz ve başka bir şey tercih eden insana geri zekalı gibi davranıyorsunuz.
16 Ekim 2014 Perşembe
Nexus 6
Gördüğüm kadarıyla başarılı bir telefon olacak. Bu yıl Motorola üretiyor.
Bu konuda biraz paslanmış bir marka olsa da bir şeyler çıkarmışlar gibi duruyor.
5.96” ve 1440x2560 çözünürlüğü var, aynı zamanda 493 ppi.
3220 mAh bataryası var ki bu ekran çözünürlüğüyle 1,5 gün götüreceğini düşünüyorum. (Yaklaşık 24 saat demişler.)
13MP is'li kamerası var. Bunu ilk LG denemişti, pek olmadı. Ama olmamış hali bile güzeldi.
2MP ön kamera.
CPU: Qualcomm SnapdragonTM 805 - Quad Core 2.7 GHz
GPU: Adreno 420
Hafıza: 32 GB, 64 GB şeklinde geliyor.
Hakkında pek söylenebilecek bir şey yok çünkü daha çıkmadı. Ama görünüşten yola çıkacak olursak arka kapağa alüminyum kullanmışlar gibi gözüküyor. Kesinlikle güzel bir seçim.
15 dakika şarj ile 6 saat kullanılabilmesi de ayrı bir güzel. Ben Z2 telefonumu tüm gece koyuyorum %70'den 7 saatte %95 zor olmuş oluyor. Tabi ki 3 gün şarjı giden bir telefon Z2 ama Nexus'un şarj hızını beğendim. Özellikle pilinin 3220 mAh olduğunu düşünürsek.
Daha Droptest'leri izlemedik ama ekran biraz öne doğru çıkıntılı. Bu telefonun ön yüzüne düşmesi durumunda sıkıntı yaratabilir.
Telefonun çıkacak en kararlı ve güzel sistem olan Android 5.0 Lollipop ile Pure Android olarak çıkması da zaten onu diğer Nexus modelleri gibi hızlı ve kararlı yapacak etmen.
Yeni çıkacak olan sürümün acayip güzel olduğunu söylemeye bile gerek görmüyorum.
Benim Z2'de çok sevdiğim bir özellik vardı. Front-Speaker. Niye diğer markalar yapmıyor diye düşünüyordum.
Arkaya saçma sapan 2 tane speaker koymaktansa öne bir tane ahize bölümüne bir tane de mikrofonun üstüne koy yani.
Nexus sonunda yapmış...
Açıklanan bilgilerle yapılabilecek başka yorum yok. Bu telefonda çıkabilecek tek sorun dediğim gibi hassas olması. (Bu da bir tahmin)
Bu konuda biraz paslanmış bir marka olsa da bir şeyler çıkarmışlar gibi duruyor.
5.96” ve 1440x2560 çözünürlüğü var, aynı zamanda 493 ppi.
3220 mAh bataryası var ki bu ekran çözünürlüğüyle 1,5 gün götüreceğini düşünüyorum. (Yaklaşık 24 saat demişler.)
13MP is'li kamerası var. Bunu ilk LG denemişti, pek olmadı. Ama olmamış hali bile güzeldi.
2MP ön kamera.
CPU: Qualcomm SnapdragonTM 805 - Quad Core 2.7 GHz
GPU: Adreno 420
Hafıza: 32 GB, 64 GB şeklinde geliyor.
Hakkında pek söylenebilecek bir şey yok çünkü daha çıkmadı. Ama görünüşten yola çıkacak olursak arka kapağa alüminyum kullanmışlar gibi gözüküyor. Kesinlikle güzel bir seçim.
15 dakika şarj ile 6 saat kullanılabilmesi de ayrı bir güzel. Ben Z2 telefonumu tüm gece koyuyorum %70'den 7 saatte %95 zor olmuş oluyor. Tabi ki 3 gün şarjı giden bir telefon Z2 ama Nexus'un şarj hızını beğendim. Özellikle pilinin 3220 mAh olduğunu düşünürsek.
Daha Droptest'leri izlemedik ama ekran biraz öne doğru çıkıntılı. Bu telefonun ön yüzüne düşmesi durumunda sıkıntı yaratabilir.
Telefonun çıkacak en kararlı ve güzel sistem olan Android 5.0 Lollipop ile Pure Android olarak çıkması da zaten onu diğer Nexus modelleri gibi hızlı ve kararlı yapacak etmen.
Yeni çıkacak olan sürümün acayip güzel olduğunu söylemeye bile gerek görmüyorum.
Benim Z2'de çok sevdiğim bir özellik vardı. Front-Speaker. Niye diğer markalar yapmıyor diye düşünüyordum.
Arkaya saçma sapan 2 tane speaker koymaktansa öne bir tane ahize bölümüne bir tane de mikrofonun üstüne koy yani.
Nexus sonunda yapmış...
Açıklanan bilgilerle yapılabilecek başka yorum yok. Bu telefonda çıkabilecek tek sorun dediğim gibi hassas olması. (Bu da bir tahmin)
11 Ekim 2014 Cumartesi
Yeni Iphone Serileri Hakkında
Önceki yazılarımdan beni bilen bilir.
İlk olarak şunu söylemek isterim ki; insanların seçimlerine laf atmam, yargılamam. Seçim seçimdir.
Sen Default olarak her şeyin en iyisinden gelmesini istiyorsan ve paran varsa ben sana niye laf atayım. Çünkü bu bir seçimdir.
"Ben istemiyorum kardeşim, her şeyin iyisini kendim bulacağım. Zaten acayip zengin de değilim. Bu yüzden Android."
Bu kadar. Beni de bu yüzden kimse yargılayamaz. cahil değiliz, bir şey değiliz.
İşte burada işi getirmek istediğim noktaya geldik. Cahil Fanboy'lar...
Olaya tarafsız biçimde baktığımda görüyorum ki Apple tarafında cahil fanboy sayısı Android'i bayağı bir rakamla katlıyor. Çünkü Iphone daha çok basitlik ve sadelik üzerine kurulu. Bir cihazın işlevselliğinden çok kolay işlem yapılabilirliği ön planda.
Bu noktada seçimini yapacak ve pek teknoloji bilmeyen kesim Iphone'u daha mantıklı buluyor. bulmakta da sonuna kadar haklılar.
Ama bu kesim bahsettiğim bu ayrımı anlamıyor. Çünkü bizim çoğumuz kadar içli dışlı değiller.
Onun düşündüğü "Bu daha iyi. Ben bunu aldım bu yüzden. O zaman onlar onu aldığı için daha kötü, ezik onlar!"
Adam seninle bu kavgayı başlatıyor. Sen benim yukarıda açıkladığımı anlattıkça daha da sinirleniyor, Olay daha da kızışıyor. Sonra yanına Iphone'u bilinçle almış senin benim gibi bir insan getirip direkt "Bu ayfona kötü dedi!" diye anlatıyor.
Al sana Android-Iphone kavgası. 10 kırık telefon, 5 su geçirmiş telefon, 2 yaralı...
Başka bir kesim var ki; Bizim gibi teknoloji sever olduğu halde başkalarının seçimlerine saygı göstermeyenler.
A) It's an amazing coincidence. Or B) A common sense... Pretty sure it's MONEY then...

Aynen göründüğü gibi. Soldaki Sony ve sağdaki meşhur teknoloji harikası, kimsenin görmediği yenilik olan Apple Watch! Ne harika dimi!?
İlk olarak şunu söylemek isterim ki; insanların seçimlerine laf atmam, yargılamam. Seçim seçimdir.
Sen Default olarak her şeyin en iyisinden gelmesini istiyorsan ve paran varsa ben sana niye laf atayım. Çünkü bu bir seçimdir.
"Ben istemiyorum kardeşim, her şeyin iyisini kendim bulacağım. Zaten acayip zengin de değilim. Bu yüzden Android."
Bu kadar. Beni de bu yüzden kimse yargılayamaz. cahil değiliz, bir şey değiliz.
İşte burada işi getirmek istediğim noktaya geldik. Cahil Fanboy'lar...
Olaya tarafsız biçimde baktığımda görüyorum ki Apple tarafında cahil fanboy sayısı Android'i bayağı bir rakamla katlıyor. Çünkü Iphone daha çok basitlik ve sadelik üzerine kurulu. Bir cihazın işlevselliğinden çok kolay işlem yapılabilirliği ön planda.
Bu noktada seçimini yapacak ve pek teknoloji bilmeyen kesim Iphone'u daha mantıklı buluyor. bulmakta da sonuna kadar haklılar.
Ama bu kesim bahsettiğim bu ayrımı anlamıyor. Çünkü bizim çoğumuz kadar içli dışlı değiller.
Onun düşündüğü "Bu daha iyi. Ben bunu aldım bu yüzden. O zaman onlar onu aldığı için daha kötü, ezik onlar!"
Adam seninle bu kavgayı başlatıyor. Sen benim yukarıda açıkladığımı anlattıkça daha da sinirleniyor, Olay daha da kızışıyor. Sonra yanına Iphone'u bilinçle almış senin benim gibi bir insan getirip direkt "Bu ayfona kötü dedi!" diye anlatıyor.
Al sana Android-Iphone kavgası. 10 kırık telefon, 5 su geçirmiş telefon, 2 yaralı...
Başka bir kesim var ki; Bizim gibi teknoloji sever olduğu halde başkalarının seçimlerine saygı göstermeyenler.
Bu bahsettiğim tür Iphone küçücük ekranla gelirken Android telefonlara ne bileyim; tepsi, ekmek tahtası vb. falan diye laf atanlar.
Ben bu türü "Gerçekten büyük telefon sevmiyor" gibi yorumladım zamanında. Ama Apple büyük ekranlı bir Iphone çıkardığında gidip koşa koşa aldılar.
Hatta reklamı hatırlayın:
Ben buna ikiyüzlülük derim. Siz istediğinizi deyin.
Iphone 6'nın büküldüğü ortaya çıktı, bilmem ne.. Her neyse.. Bunlar önemli değil.. Önemli olan Apple'ın Android'e oranla bu kadar ikiyüzlü kullanıcılara sahip olması.
Peki Apple'ın saati konusunda konuşmak gerekirse.
Ben bu saatin tamamen Sony'nin Smartwatch 2'sinden çalıntı olduğunu düşünüyorum. Çünkü ekranındaki hafif kıvrım dışında bir farkları yok.

Aradaki fiyat farkını söylemeye bile gerek duymuyorum. Tabi ki Apple, Sony olanın fiyatını bilmem kaça katlıyor...
İlk başta dediğim gibi. Beni bilen bilir. Apple veya Android düşmanı değilim.
Ama bunların söylenmesi lazımdı.
Bunu yazarken IOS'tan da bahsedecektim ama unutmuşum. Şimdi düzeltip ekleyeyim dedim.
1GB Ram'li Iphone 3GB Ram'li Android'den akıcı gibi bir söylenti dolaşıyor etrafta. Ram evrenseldir. Hiç bir işletim sistemi işleyişini değiştiremez. IOS arka planda neredeyse hiç bir şey tutmaz. Android ise siz kapatmadıkça açık kalır. Ram açısından farkı budur. IOS'un yaptığı mantıklı mı?
Bence değil. Çünkü ben 4 uygulamayı birden kayıpsız kullanmayı seçiyorsam IOS bunu yapamaz, ama Android yapar. Ama bir insan gelirse ve derse ki; "Arka planda kalan şeyleri teker teker kapatmak ile uğraşamam, IOS benim için yapar." Bende derim ki; Tamam... O zaman Iphone al...
Akıcılık konusuna gelirsek IOS'un pencere animasyon hızı Anroid'in 3 katı. Akıcı gibi görünse de test yapıldığında Android daha hızlı bir pencere veya uygulama açar. (Samsung'un kendi uygulamaları açmıyor falan diye gelmeyin. Nefret ediyorum kendisinden de uygulamalarından da)
"IOS'taki çoğu uygulama yok" gibi bir düşünce de var. Bunu biri 2 yıl önce söyleseydi hiç duraksamadan kabul ederdim. Ama şimdi neredeyse her uygulama bulunuyor.
Ama bir market karşılaştırması yapmak gerekirse Google Play'in bir çöplük olduğunu kabul etmek gerekir.
Bu yüzden yazımın her santimetresinde diyorum ki Iphone ile en iyisi gelir, Android ile kendiniz seçersiniz.
Iphone'da her şey yettiği kadar gibi herkesin ağzına dolanmış bir algı var. Kesinlikle haklısınız...
Her şey o yıl için yettiği kadar veriliyor. Ama sonraki yıl yeni bir sürüm çıktığında herkes başlıyor "Telefonum kasıyor!" diye.
Android'de böyle bir durum yok. 2012'de çıkmış Nexus 4 ilk Android 4.4.4 güncellemesini alan telefondu geçen aylarda. Tek bir kasma göremezsiniz...
Hatta daha uç bir örnek vereyim;
Eski bir Sony Ericsson Xperia Neo V telefonum vardı. 2010 telefonu. Sony'nin ilk Android'i... (Hatta Sony Ericsson)
Geçende Android 4.4.2 kurdum. Çok akıcı biçimde kullandım Z2'yi alana kadar 2,5 ay gibi bir süre.
Bunu yazarken IOS'tan da bahsedecektim ama unutmuşum. Şimdi düzeltip ekleyeyim dedim.
1GB Ram'li Iphone 3GB Ram'li Android'den akıcı gibi bir söylenti dolaşıyor etrafta. Ram evrenseldir. Hiç bir işletim sistemi işleyişini değiştiremez. IOS arka planda neredeyse hiç bir şey tutmaz. Android ise siz kapatmadıkça açık kalır. Ram açısından farkı budur. IOS'un yaptığı mantıklı mı?
Bence değil. Çünkü ben 4 uygulamayı birden kayıpsız kullanmayı seçiyorsam IOS bunu yapamaz, ama Android yapar. Ama bir insan gelirse ve derse ki; "Arka planda kalan şeyleri teker teker kapatmak ile uğraşamam, IOS benim için yapar." Bende derim ki; Tamam... O zaman Iphone al...
Akıcılık konusuna gelirsek IOS'un pencere animasyon hızı Anroid'in 3 katı. Akıcı gibi görünse de test yapıldığında Android daha hızlı bir pencere veya uygulama açar. (Samsung'un kendi uygulamaları açmıyor falan diye gelmeyin. Nefret ediyorum kendisinden de uygulamalarından da)
"IOS'taki çoğu uygulama yok" gibi bir düşünce de var. Bunu biri 2 yıl önce söyleseydi hiç duraksamadan kabul ederdim. Ama şimdi neredeyse her uygulama bulunuyor.
Ama bir market karşılaştırması yapmak gerekirse Google Play'in bir çöplük olduğunu kabul etmek gerekir.
Bu yüzden yazımın her santimetresinde diyorum ki Iphone ile en iyisi gelir, Android ile kendiniz seçersiniz.
Iphone'da her şey yettiği kadar gibi herkesin ağzına dolanmış bir algı var. Kesinlikle haklısınız...
Her şey o yıl için yettiği kadar veriliyor. Ama sonraki yıl yeni bir sürüm çıktığında herkes başlıyor "Telefonum kasıyor!" diye.
Android'de böyle bir durum yok. 2012'de çıkmış Nexus 4 ilk Android 4.4.4 güncellemesini alan telefondu geçen aylarda. Tek bir kasma göremezsiniz...
Hatta daha uç bir örnek vereyim;
Eski bir Sony Ericsson Xperia Neo V telefonum vardı. 2010 telefonu. Sony'nin ilk Android'i... (Hatta Sony Ericsson)
Geçende Android 4.4.2 kurdum. Çok akıcı biçimde kullandım Z2'yi alana kadar 2,5 ay gibi bir süre.
11 Ağustos 2014 Pazartesi
Asus ZenFone 6
Muhteşem ötesini geçelim... Anlatacak bir kelime olamayacak kadar iyi olmuş.
Tabi bunu söylerken fiyatını da göz önünde bulunduruyorum.
Teknosa'da bile 799TL olan bir telefon bu...
Sony Xperia Z2 almaktan vazgeçip alacağım bu telefonu.
Ne yapacağım? Telefonda görmemiş gibi hunharca oyun mu oynuyorum zaten!?
Kasıyor mu?
Kasmıyor.
Web Browsing performansı?
Hepsinden iyi.
Yazılım desteği?
ZenUI kullanıyor ki hayatımda gördüğüm en güzel arayüz. 4.3 var ve 4.4 sözü verildi.
Ekran?
720p IPS ekran. 720p olması güç tasarrufu sağlarken IPS olması 1080p olan telefonların ekran kalitesini veriyor.
DSLR kullanan biri olarak en çok da kamerasını sevdim. ISO ve odak ayarını size bırakıyor. Enstantaneyi azaltmak için önerilerde bulunuyor. Böyle bir yazılım görmedim diyeyim...
Görünüş?
Hayatımda gördüğüm en güzel telefonlardan biri. O alüminyum ön yüzü zaten...
Telefon rengini değiştirebiliyorsunuz. Kapak yan taraflar dahil her yeri kapladığından farklı renklerde 2-3 kapak almanız demek telefon her renk oluyor demek zaten.
Sağlamlık?
Samsung'un "bak bu yüzden telefonları pahalı yapıyoruz." temalı gorilla glass 3'ünü kullanıyor. Ve samsung kadar pahalı değil telefon. Samsung güzel sallıyor bazen...
Aynı zamanda kapak her yeri kapladığından düşürdüğünüzde kapağa geleceğinden ekran kırılma durumları da çok görülmez diye tahmin ediyorum.
Peki hiç mi sorunu yok?
Var. İlk başta NFC olmaması. Başka cihazlara dokunduğunuz anda aktarım yapamayacaksınız. Ama zaten başka markalara yapılmadığından 1 kere bile kullanmadım önceki telefonlarımda bu özelliği. Nfc teknolojisi asıl telefonu kredi kartı olarak kullanmak için getirildi. Geri kalan cihazlar; işte ne bileyim kablosuz kulaklıklar bu telefonun içinde bulunan bluetooth 4 ile bağlanıyor. Yani nfc gereksiz bunlarda.
Kredi kartı olarak kullanma olayı şu an sadece amerikada belli yerlerde test aşamasında. Türkiye'ye gelmesi en azından 5 yıl.
İkinci olarak bu bir "hunharca oyun oyna" telefonu değil. Öyle bir şey istiyorsanız Sony falan bakın.
Oynarsınız. Mesela yapılan testlerde Asphalt 8'de yüksek ayarda hafif kasmalar olmuş. Ama o kasmalar ben Galaxy S4 kullanırken de oluyordu. Bu olay Tamamen Open GL ES 3.0 desteklememe olayı.
Merak etmeyin s4 de desteklemiyor. Hatta bu telefon s4 ile aynı ekran kartını kullanıyor.
Kısaca demek istediğim. Asus uğraşmış ve yapmış. Bize de deli gibi almak düşer.
Tabi bunu söylerken fiyatını da göz önünde bulunduruyorum.
Teknosa'da bile 799TL olan bir telefon bu...
Sony Xperia Z2 almaktan vazgeçip alacağım bu telefonu.
Ne yapacağım? Telefonda görmemiş gibi hunharca oyun mu oynuyorum zaten!?
Kasıyor mu?
Kasmıyor.
Web Browsing performansı?
Hepsinden iyi.
Yazılım desteği?
ZenUI kullanıyor ki hayatımda gördüğüm en güzel arayüz. 4.3 var ve 4.4 sözü verildi.
Ekran?
720p IPS ekran. 720p olması güç tasarrufu sağlarken IPS olması 1080p olan telefonların ekran kalitesini veriyor.
DSLR kullanan biri olarak en çok da kamerasını sevdim. ISO ve odak ayarını size bırakıyor. Enstantaneyi azaltmak için önerilerde bulunuyor. Böyle bir yazılım görmedim diyeyim...
Görünüş?
Hayatımda gördüğüm en güzel telefonlardan biri. O alüminyum ön yüzü zaten...
Telefon rengini değiştirebiliyorsunuz. Kapak yan taraflar dahil her yeri kapladığından farklı renklerde 2-3 kapak almanız demek telefon her renk oluyor demek zaten.
Sağlamlık?
Samsung'un "bak bu yüzden telefonları pahalı yapıyoruz." temalı gorilla glass 3'ünü kullanıyor. Ve samsung kadar pahalı değil telefon. Samsung güzel sallıyor bazen...
Aynı zamanda kapak her yeri kapladığından düşürdüğünüzde kapağa geleceğinden ekran kırılma durumları da çok görülmez diye tahmin ediyorum.
Peki hiç mi sorunu yok?
Var. İlk başta NFC olmaması. Başka cihazlara dokunduğunuz anda aktarım yapamayacaksınız. Ama zaten başka markalara yapılmadığından 1 kere bile kullanmadım önceki telefonlarımda bu özelliği. Nfc teknolojisi asıl telefonu kredi kartı olarak kullanmak için getirildi. Geri kalan cihazlar; işte ne bileyim kablosuz kulaklıklar bu telefonun içinde bulunan bluetooth 4 ile bağlanıyor. Yani nfc gereksiz bunlarda.
Kredi kartı olarak kullanma olayı şu an sadece amerikada belli yerlerde test aşamasında. Türkiye'ye gelmesi en azından 5 yıl.
İkinci olarak bu bir "hunharca oyun oyna" telefonu değil. Öyle bir şey istiyorsanız Sony falan bakın.
Oynarsınız. Mesela yapılan testlerde Asphalt 8'de yüksek ayarda hafif kasmalar olmuş. Ama o kasmalar ben Galaxy S4 kullanırken de oluyordu. Bu olay Tamamen Open GL ES 3.0 desteklememe olayı.
Merak etmeyin s4 de desteklemiyor. Hatta bu telefon s4 ile aynı ekran kartını kullanıyor.
Kısaca demek istediğim. Asus uğraşmış ve yapmış. Bize de deli gibi almak düşer.
11 Ağustos 2013 Pazar
Android vs IOS
Fanboy'luk falan yapacak değilim. Aslında bunu da zaten Fanboy'luk yapmanın ne kadar saçma olduğunu
göstermek için yazıyorum. İnsanlar artık bunun tamamen tercih meselesi olduğunu anlamalı.
Şimdi 2 tarafın da yaptığı bazı hatalar var;
IOS yazılımı tamamen optimizasyonu yapılmış, mükemmel değil. Apple ürünlerine SSD koyar ve IOS'un akıcılığı oradan gelir.(Kesinlikle süper bir olay) IOS'un yaptığı diğer bir hile ise pencere açma animasyonunu Android'in 3 katı yapmış olmasıdır. Hızlı gözükse de hızlı bir Android cihazın 3 katı sürede uygulama açar ama bunu yaparken kasmaz.
Android yazılımı yapanlara laf yok. Nexus'u falan görüyoruz, acayip akıcı ve hızlı. Ama Samsung, HTC ve Sony'nin yaptığı arayüzleri yapan firmalar rezalet.
Hani herkes laf atıyor ya; Android çok Ram harcıyor, çok yer kaplıyor, kasıyor... Doğru yani... Hepsi bu arayüz firmalarının suçu... Ama şöyle bir durum var ki 4.3'de hepsi geçecek diyorlar. Tabi arayüz firmaları tekrar batırmazsa işi...
IOS basittir. Ama öyle bir basitlik değil. Demek istediğim her şey Default'tur ve en iyisidir. Telefonu veya Tableti aldığınız anda ayar yapmanıza bile gerek yok. Klavye Default ve en iyisidir. Rehber değiştirilemez ama çok çabuk açılır yani iyidir. Uygulamaların çoğu paralıdır ama Android'den daha iyi yapılmıştır. (Parayı veren düdüğü çalar. Bence tercih...) Telefon için konuşursak 7 tane ürün çeşidi vardır.
Başka bir kriter de "Ben o 3,5" ekranda ne yapacağım!?" Haklı... (Bana göre tabi ki. Dediğim gibi tercih meselesi...)
Android karmaşıktır. Bir yandan Program yazarken diğer yandan Torrent çekip Browser'ınızdan İnternete girersiniz. Klavye değiştirilebilir, tamamen sizin tercihiniz. Rehber değiştirilebilir, neyi tercih ederseniz. Uygulamaların çoğu parasızdır, IOS'tan daha kötü yapılmıştır. Sayamayacağınız kadar ürün çeşidi vardır.
Her türlü ekran boyu vardır...
Demek istediğim her şey Default IOS'ta, hiç bir şey yüklemene gerek yok.
Android ise karmaşık "Yok Swiftkey mi kurayım Swype mı?" "hangi Rehber programı en iyisi?"
Bunlar tamamen tercih meselesidir.
Ben her şeyi kendim seçmeyi severim, Android kullanırım.
Başkası her şey en iyisi ve tek model gelsin der, IOS kullanır.
Demek istediğim bu Fanboyluk meselesini anlayamıyorum. olay şuna benziyor:
Ama artık aşın artık bunları!..
göstermek için yazıyorum. İnsanlar artık bunun tamamen tercih meselesi olduğunu anlamalı.
Şimdi 2 tarafın da yaptığı bazı hatalar var;
IOS yazılımı tamamen optimizasyonu yapılmış, mükemmel değil. Apple ürünlerine SSD koyar ve IOS'un akıcılığı oradan gelir.(Kesinlikle süper bir olay) IOS'un yaptığı diğer bir hile ise pencere açma animasyonunu Android'in 3 katı yapmış olmasıdır. Hızlı gözükse de hızlı bir Android cihazın 3 katı sürede uygulama açar ama bunu yaparken kasmaz.
Android yazılımı yapanlara laf yok. Nexus'u falan görüyoruz, acayip akıcı ve hızlı. Ama Samsung, HTC ve Sony'nin yaptığı arayüzleri yapan firmalar rezalet.
Hani herkes laf atıyor ya; Android çok Ram harcıyor, çok yer kaplıyor, kasıyor... Doğru yani... Hepsi bu arayüz firmalarının suçu... Ama şöyle bir durum var ki 4.3'de hepsi geçecek diyorlar. Tabi arayüz firmaları tekrar batırmazsa işi...
IOS basittir. Ama öyle bir basitlik değil. Demek istediğim her şey Default'tur ve en iyisidir. Telefonu veya Tableti aldığınız anda ayar yapmanıza bile gerek yok. Klavye Default ve en iyisidir. Rehber değiştirilemez ama çok çabuk açılır yani iyidir. Uygulamaların çoğu paralıdır ama Android'den daha iyi yapılmıştır. (Parayı veren düdüğü çalar. Bence tercih...) Telefon için konuşursak 7 tane ürün çeşidi vardır.
Başka bir kriter de "Ben o 3,5" ekranda ne yapacağım!?" Haklı... (Bana göre tabi ki. Dediğim gibi tercih meselesi...)
Android karmaşıktır. Bir yandan Program yazarken diğer yandan Torrent çekip Browser'ınızdan İnternete girersiniz. Klavye değiştirilebilir, tamamen sizin tercihiniz. Rehber değiştirilebilir, neyi tercih ederseniz. Uygulamaların çoğu parasızdır, IOS'tan daha kötü yapılmıştır. Sayamayacağınız kadar ürün çeşidi vardır.
Her türlü ekran boyu vardır...
Demek istediğim her şey Default IOS'ta, hiç bir şey yüklemene gerek yok.
Android ise karmaşık "Yok Swiftkey mi kurayım Swype mı?" "hangi Rehber programı en iyisi?"
Bunlar tamamen tercih meselesidir.
Ben her şeyi kendim seçmeyi severim, Android kullanırım.
Başkası her şey en iyisi ve tek model gelsin der, IOS kullanır.
Demek istediğim bu Fanboyluk meselesini anlayamıyorum. olay şuna benziyor:
- Orada her şeyi kendi seçmeyi seven herifin teki var! ÖLDÜÜRR!!!
- Orada zorluk istemeyen, en iyisini tek modelde Default seven herifin teki var! ÖLDÜÜRR!!!
Bir yazı yazıyorum Android'in iyi bir yönü hakkında, resmen linç ediyorlar.
IOS'un kötü bir yönü hakkında yazsam ne yaparlar artık bilemem.
Android veya IOS kusursuz değil. Anlamıyorum niye insanlar ikisinden birine bir laf gelince deliriyor!?
Tamam, saçma sapan alakasız sırf Fanboy'luk adına yapılmış eleştiriler için hangi taraf olursa olsun bende çok gıcık oluyorum.
Ama artık aşın artık bunları!..
9 Ağustos 2013 Cuma
F2P Oyunların Sakıncaları!
F2P yani Free 2 Play'den uzak durun! P2P (Pay to Play) daha az para harcatır. B2P (Buy to Play) candır...
Bunu, F2P'i, kavramları bilmeyen, oyun dünyasına daha yeni girmiş, girmeye hazırlanan veya çocuğu olan ve çocuğu bu oyunları oynayan birini görürseniz diye bir uyarı olarak yazıyorum. Dikkatli olmanız lazım...
Bunu okuyan ve buraya girebilmiş biri oynamayacak kadar akıllıdır... (En azından ben öyle düşünüyorum)
Bu rezaletleri oynayanlar en sonunda bağımlı olup F2P (Free to Play) yani bedava diye geçen oyunlara binlerce lira yatırıyor.
Tabi bu anında olmuyor, yavaş yavaş sizi bağımlı yapmaya başlıyor.
Bağımlı olduğunuzu bile anlamıyorsunuz, sadece bir bakıyorsunuz ki oyun için paraya ihtiyacınız var ve paranız bitmiş.
"Benim tanıdığım / çocuğum oynuyor ama para yatırmıyor!" diyeceksiniz. Hayır yatırıyor! Ben oyunların altın çağında daha çocuktum, ben iyi bilirim! Aynı zamanda da acayip cimriydim bu yüzden de iyi hatırlarım...
Harçlıklarını biriktirip en azından mahallesindeki İnternet Cafe veya Bilgisayarcıdan oyun parası veya ne alınıyorsa onlardan alırlar. Burada 1 aydan bahsetmiyorum, bağımlılık diyorum... Yaklaşık 4-16 yaş arası yapar bunu...
Para yatırmadan oynanamaz mı?
Oynanır. Ama şunu düşünün; Oynuyorsunuz ve iyi bir oyuncu olmak için ya bir miktar para yatırmanız lazım yada bir sürü zaman harcamak. Siz zaman harcamayı seçersiniz ama bunu bir miktar para ile halletmek sürekli aklınızdadır. Ne kadar cimri veya parasız olursanız olun mutlaka o zaman harcanan yolun yarısında sizi bıktırıp sizden para alır.
Önemli olan sizden para alması da değildir. Önemli olan eğlenmek... Ama eğlence dediğimiz şey de para yatırdıktan sonra hırsa dönüşür ve daha çok para yatırırsınız...
Atıyorum eskilerden bahsedeyim; Silkroad gibi bir oyunda adam gibi level yani seviye atlayabilmek için bir miktar para vermek gerekiyor. Yoksa 50'li level'larda takılıp kalırsınız...
Parayı verdiniz, son level'a geldiniz... Peki oyunda yapılacak ne kaldı?
En iyi Armor'u gerçek parayla almak, en güzel görünen kostüm türü şeylerden parayla almak, en güzel görünen petlerden parayla almak.
Bu arada da kendiniz oyun içinde kasamayacağınız kadar oyun parasına ihtiyaç oluyor bunu da satın alıyorsunuz.
Her şeyi yaptıktan sonra sadece PvP yapabilirsiniz. (Oyuncu oyuncuya karşı, düello tarzı.)
Yapacağınız PvP'de zaten mouse-klavye kullanma yeteneği ve reflekse değil oyuna verdiğiniz paraya bağlı oluyor.
Başka biri daha mı çok para vermiş!? Sizi yeniyor, yendi mi? "Daha çok para verip, daha iyi şeyler alıp onu yenmeliyim!" diyorsunuz.
Anlayacağınız F2P oyunlarının olayı budur...
2 tip F2P oynayan insan vardır; Evinde oynayan ve İnternet Cafe'de oynayan...
Evinde oynayan yine güvenlidir, parayı yatırır ama hesabının çalınma olasılığı düşüktür.
Diğer tip ise bizim Türk çocuklarının genel bağımlılığı gibi bir şeydir. Zamanında VPN bağlantısı kurmayı bilmeyen ve Lan'dan(İnternet Cafe gerekli bunun için.) birbirine bağlanarak oyun oynayan kesimin sonraki jenerasyon özentisidir.
Gereksizdir...
O Cafe'ye yatırdığı paranın yarısı ile evinde çok iyi bir PC toplayabilecekken o özenti olmayı seçmiştir. Eğlence diye bir şeyden haberi yoktur, sadece gösteriş... İşte bu tipin işi zordur. Çünkü İnternet Cafe'ci onun hesabının çok para edeceğinin farkına varırsa işi biter...
İnternet Cafe işletenler sattıkları oyun paralarını ve karakterleri nereden buluyor diye düşünüyorsunuz?.. Ya Çin'den kaçak yollarla satın alır yada oyuncudan çalar...
Son olarak benden size tavsiye... F2P yani bedava Online oyun oynamayın! En sonunda para yatıracaksınız... Firmayı nasıl götürüyorlar diye düşünüyorsunuz!?
Havadan mı para geliyor, sizce 2-3 kişinin para yatırmasıyla koskoca oyun firması yürür mü?..
Eğer oyun oynayacak veya çocuğunuza/tanıdığınıza oynatacaksanız sakın F2P oynamayın/oynattırmayın. Size mantıksız gelebilir ama mutlaka B2P veya P2P oyun alın... Daha ucuza gelecektir...
Sen yatırdın mı? diye sorabilirsiniz. "Hayır, yatırmadım." çünkü benim harçlığım yoktu ve bulduğum paralar konusunda acayip cimriydim.
Arkadaşlar 6-7 tane karakter kasarken ben 1 tanesini bitirememiştim.
Yani mantığı düşünün parayı vermekle vermemek arasında 6-7 civarı karakter farkı var.
Kim dayanabilir vermemeye?
O rezalet 2000'den kalma oyun motorlu ve grafikli F2P oyunları oynayacağınıza ve üstüne daha çok para ödeyeceğinize B2P ve P2P türü gelişmiş oyun motorlu ve grafikli oyunlardan oynayın. Bu tür oyunlarda herkes eşittir ve dediğim gibi görüntüler çok iyidir.
Eğer oyun tavsiyesi isterseniz size End-Game sıkıntı çıkarabilir ama B2P olan Guild Wars 2 veya grafikleri ve motor biraz eski kaçacak ama P2P olan World of Warcraft'ı tavsiye ederim.
Yada 2013 sonunda çıkacak Elder Scrolls Online'ı bekleyebilirsiniz. Ayrıntıları tam açıklanmadı ve tam araştıramadım ama umutluyum...
Bunu, F2P'i, kavramları bilmeyen, oyun dünyasına daha yeni girmiş, girmeye hazırlanan veya çocuğu olan ve çocuğu bu oyunları oynayan birini görürseniz diye bir uyarı olarak yazıyorum. Dikkatli olmanız lazım...
Bunu okuyan ve buraya girebilmiş biri oynamayacak kadar akıllıdır... (En azından ben öyle düşünüyorum)
Bu rezaletleri oynayanlar en sonunda bağımlı olup F2P (Free to Play) yani bedava diye geçen oyunlara binlerce lira yatırıyor.
Tabi bu anında olmuyor, yavaş yavaş sizi bağımlı yapmaya başlıyor.
Bağımlı olduğunuzu bile anlamıyorsunuz, sadece bir bakıyorsunuz ki oyun için paraya ihtiyacınız var ve paranız bitmiş.
"Benim tanıdığım / çocuğum oynuyor ama para yatırmıyor!" diyeceksiniz. Hayır yatırıyor! Ben oyunların altın çağında daha çocuktum, ben iyi bilirim! Aynı zamanda da acayip cimriydim bu yüzden de iyi hatırlarım...
Harçlıklarını biriktirip en azından mahallesindeki İnternet Cafe veya Bilgisayarcıdan oyun parası veya ne alınıyorsa onlardan alırlar. Burada 1 aydan bahsetmiyorum, bağımlılık diyorum... Yaklaşık 4-16 yaş arası yapar bunu...
Para yatırmadan oynanamaz mı?
Oynanır. Ama şunu düşünün; Oynuyorsunuz ve iyi bir oyuncu olmak için ya bir miktar para yatırmanız lazım yada bir sürü zaman harcamak. Siz zaman harcamayı seçersiniz ama bunu bir miktar para ile halletmek sürekli aklınızdadır. Ne kadar cimri veya parasız olursanız olun mutlaka o zaman harcanan yolun yarısında sizi bıktırıp sizden para alır.
Önemli olan sizden para alması da değildir. Önemli olan eğlenmek... Ama eğlence dediğimiz şey de para yatırdıktan sonra hırsa dönüşür ve daha çok para yatırırsınız...
Atıyorum eskilerden bahsedeyim; Silkroad gibi bir oyunda adam gibi level yani seviye atlayabilmek için bir miktar para vermek gerekiyor. Yoksa 50'li level'larda takılıp kalırsınız...
Parayı verdiniz, son level'a geldiniz... Peki oyunda yapılacak ne kaldı?
En iyi Armor'u gerçek parayla almak, en güzel görünen kostüm türü şeylerden parayla almak, en güzel görünen petlerden parayla almak.
Bu arada da kendiniz oyun içinde kasamayacağınız kadar oyun parasına ihtiyaç oluyor bunu da satın alıyorsunuz.
Her şeyi yaptıktan sonra sadece PvP yapabilirsiniz. (Oyuncu oyuncuya karşı, düello tarzı.)
Yapacağınız PvP'de zaten mouse-klavye kullanma yeteneği ve reflekse değil oyuna verdiğiniz paraya bağlı oluyor.
Başka biri daha mı çok para vermiş!? Sizi yeniyor, yendi mi? "Daha çok para verip, daha iyi şeyler alıp onu yenmeliyim!" diyorsunuz.
Anlayacağınız F2P oyunlarının olayı budur...
2 tip F2P oynayan insan vardır; Evinde oynayan ve İnternet Cafe'de oynayan...
Evinde oynayan yine güvenlidir, parayı yatırır ama hesabının çalınma olasılığı düşüktür.
Diğer tip ise bizim Türk çocuklarının genel bağımlılığı gibi bir şeydir. Zamanında VPN bağlantısı kurmayı bilmeyen ve Lan'dan(İnternet Cafe gerekli bunun için.) birbirine bağlanarak oyun oynayan kesimin sonraki jenerasyon özentisidir.
Gereksizdir...
O Cafe'ye yatırdığı paranın yarısı ile evinde çok iyi bir PC toplayabilecekken o özenti olmayı seçmiştir. Eğlence diye bir şeyden haberi yoktur, sadece gösteriş... İşte bu tipin işi zordur. Çünkü İnternet Cafe'ci onun hesabının çok para edeceğinin farkına varırsa işi biter...
İnternet Cafe işletenler sattıkları oyun paralarını ve karakterleri nereden buluyor diye düşünüyorsunuz?.. Ya Çin'den kaçak yollarla satın alır yada oyuncudan çalar...
Son olarak benden size tavsiye... F2P yani bedava Online oyun oynamayın! En sonunda para yatıracaksınız... Firmayı nasıl götürüyorlar diye düşünüyorsunuz!?
Havadan mı para geliyor, sizce 2-3 kişinin para yatırmasıyla koskoca oyun firması yürür mü?..
Eğer oyun oynayacak veya çocuğunuza/tanıdığınıza oynatacaksanız sakın F2P oynamayın/oynattırmayın. Size mantıksız gelebilir ama mutlaka B2P veya P2P oyun alın... Daha ucuza gelecektir...
Sen yatırdın mı? diye sorabilirsiniz. "Hayır, yatırmadım." çünkü benim harçlığım yoktu ve bulduğum paralar konusunda acayip cimriydim.
Arkadaşlar 6-7 tane karakter kasarken ben 1 tanesini bitirememiştim.
Yani mantığı düşünün parayı vermekle vermemek arasında 6-7 civarı karakter farkı var.
Kim dayanabilir vermemeye?
O rezalet 2000'den kalma oyun motorlu ve grafikli F2P oyunları oynayacağınıza ve üstüne daha çok para ödeyeceğinize B2P ve P2P türü gelişmiş oyun motorlu ve grafikli oyunlardan oynayın. Bu tür oyunlarda herkes eşittir ve dediğim gibi görüntüler çok iyidir.
Eğer oyun tavsiyesi isterseniz size End-Game sıkıntı çıkarabilir ama B2P olan Guild Wars 2 veya grafikleri ve motor biraz eski kaçacak ama P2P olan World of Warcraft'ı tavsiye ederim.
Yada 2013 sonunda çıkacak Elder Scrolls Online'ı bekleyebilirsiniz. Ayrıntıları tam açıklanmadı ve tam araştıramadım ama umutluyum...
26 Temmuz 2013 Cuma
Guild Wars 2 (İnceleme)
Uzun uzun anlatasım geldi bu oyunu. Kesinlikle dünyanın en güzel oyunu bu. En güzel oyun derken her yönden değil tabii ki.
Oyunun adam gibi bir End-Game'inin olmamasını saymazsak dünya üzerinde yapılmış en iyi DVO MMORPG'dir.
Çoğu kapitalist oyunun(World of Warcraft) aksine sosyalist bir tutum belirlemiştir; yani aylık ödemesi yoktur. oyunu bir kez satın alırsınız ve biter.
Level kasması çok eğlenceliydi. Event event koştuk 80 olana kadar...
Zaten her şey 80 olup yeteri kadar PvP yaptığımızda bitti...
Ama öyle bir etki bırakıyor ki sürekli dönüyorsunuz oyuna...
-Oynayacağım!
-Oynamayacağım!
-Hayır oynamam lazıııııımmm!!!
Övdüm, Övdüm, Övdüm... Şimdi de kötü tarafları...
-Bir daha oynamam!
-Vaz geçtim, bir daha bırakmam!
Çıkalı bayağı oldu. Çıktığından beri her ay aksatmadan her yönden yeni içerik getirdiler.
Oyun dünyasına getirilmiş bazı ilkler barındırmaktadır. bunların en önemlileri ise şunlardır;
- WvW: World vs World yani Server vs Server'dır... Teknik olarak "Server vs Server vs Server vs E"'ye kadar çıkabilir.
- Sabit bir Skill'in Olmaması: Anlaşılacağı gibi sabit bir skill yoktur bu oyunda. Demek istediğim; bir Ranger'ınız var diyelim. Elinize Longbow aldığınızda Longbow Skill'leri gelir. Shortbow aldığınızda Shortbow skilleri gelir. Greatsword aldığınızda ise Greatsword skilleriniz gelir. yani bu oyun World of Warcraft daki gidi saçma sapan bir şekilde size 150 tane skill verip "kullan!" demez.
- Silah Değiştirme: Oyun size 2 tane silah taşıma hakkını veriyor. 2 derken tek elli şeyler takıyorsanız 4 taneye kadar çıkabiliyor. Bunu Combat sırasında değiştirebiliyorsunuz.
- Teleport Sistemi: Oyunun acayip zeki ırkı olan Asuralar her şehre insanlar rahat Teleport yapabilsin diye bazı Portallar dikmişler... Yani şu görev için şu kadar koşacaksın falan yok...
- Görev Sistemi: Bu oyunun dinamik bir görev sistemi vardır. Görevi -Kalp Görevi- bir dakika sonra almaya giderseniz o göreve giderken peşinizden bir NPC size takılır "Bana yardım et!" der durur. Etmemeyi bile seçerseniz mutlaka önünüze başka bir şey çıkar. Atıyorum yolda bir kamp'a saldırı vardır, yardım isterler. Bu görevler Dynamic Görevlerdir ve ya zaman ayarlıdır ya da birinin onu tetiklemesi gerekir. Bu görevleri çevrede kimler varsa toplanıp yaparsınız. Zaten bu görev için çağıran NPC'ler adam toplama gitmiştir.
- Server Seçimi: Server seçtikten sonra değiştirmek biraz zordur. Çünkü eğer sürekli değiştirilebilseydi herkes en güçlü Server'a geçerdi... Ama istediğiniz karakterle guest yani misafir olarak başka Server'a geçebilirsiniz ama WvW'ye giremezsiniz. Eğer parasız Server değiştirmek isterseniz tüm karakterlerinizi silmek zorundasınız.
- Gem Sistemi: Oyunun para kazanma yöntemi; Gem Sistemi... Teknik olarak oyunun gerçek parasıdır. Oyun parasıyla alınabilir... Gerçek parayla da alınabilir. İsterseniz oyun parasına çevrilebilir. Eğer bir Uzak Doğulu amcamız bota takıp çok Gold Farm yaparsa gem fiyatları düşer ve oyunun tüm ekonomisi bozulur. bu yüzden böyle bir şey denemez/deneyemez... Hatta bir ara yaptılar. Bot çıktı, bota takıp para kastılar. Sonra çok fazla Gold olunca oyundaki Gold/Gem ayarı bozuldu. Sonra o Gold'ları çok alan çıkmadı çünkü Gem parası Gold parasından ucuz olmuştu.
- Hem PvP Hem Role Playing: Oyun pvp oyunu olarak geçmesine rağmen oyunda Duel Sistemi bile yoktur. Yani PvP yapmak isteyen kişi gider WvW'ye veya Hearts of the Mists'e. Role Playing yapan kişi de gider göl başına, mangal yapar, balık tutar, çimenlerde yuvarlanır ve bunları yaparken 50 kişi gelip diplerinde Duel yapamaz.
- Underwater: Bu oyunun bir Underwater sistemi vardır. Su içinde boğulmazsınız, Asuraların su altında nefes almak için yaptığı cihazlar vardır. Hatta su altı şehirleri ve özel su altı silahları vardır. Su altı silahları harpoon gun, spear gibi silahlardır.
- DPS-Tank-Healer Class Yok: Herkes DPS-Tank-Healer olabilir. Özellikle bu Profession olacak diye bir kural yok. World of Warcraft'daki gibi abartılı değiller. WoW'da bir Tankı 5 DPS zor keser, Healer kesmek de bir ayrı mesele... Ama bunlar bana vursun derseniz vuramazlar da. Bu oyunda bu kadar abartılı değil. Tank'a yönelik oynayabilirsiniz, DPS'e yönelik oynayabilirsiniz, Healer'a yönelik oynayabilirsiniz...
- Level Scaling: 70 level oldunuz diyelim. Ve 1 arkadaşınız oyuna başlamak istedi. Siz de düşünüyorsunuz; "Ben kendimi mi kasayım bunu mu ya!?" diye. Artık gerek yok... Level Scaling sistemi sayesinde 1 level haritasında bile kassanız Exp alırsınız ve gücünüz o haritanın Level'ına eşitlenir. Tabii üstünüzdeki silah ve zırh 70 level civarı olduğundan çok daha güçlü oluyorsunuz...
Övdüm, Övdüm, Övdüm... Şimdi de kötü tarafları...
- Oyunda haritadan başka birine geçerken veya Teleport olurken Loading ekranı geliyor.
- Hiç bir Mount yok. Tamam, Teleport beni gitmem gereken yere götürüyor ama ben Mount koleksiyonu yapmak istiyorum.
- Uçma yok. WoW'daki uçma rahatlığını özlemedim değil...
- End-Game yok. Oyun kendini Casual olarak tanıttı, bu yüzden oyuncuları sürekli eğlendirecek bir End-Game getiremedi. WoW'daki Cap sistemini getirmiyor. (Getirmesin zaten, yeni bir şey bulsun...)
- Oyun tamamen PvP'ye yönelik. PvE haritalarında kimse bulunmuyor.
- Dungeon'lar çok zor. Bazen tamamlayamadan olmuyor diye çıktığımız oluyor.
Ama bu anlattığım sorunların ileride çözüleceğini umuyorum. Bir açıklama yok...
Her ay güncelleme gelmeye devam ediyor.
World of Warcraft dediğimiz 10 yıllık oyun. Bu oyun kadar Wallpaper'ı, Fan Art'ı yok...
21 Temmuz 2013 Pazar
Android Tarihi
Biraz Android tarihi anlatayım dedim. O kadar iğrenç bir işletim sisteminden en iyisi haline nasıl gelmiş onu görün...Wikipedi'de çok iyi biçimde anlatmış ama yorum yok.
"Burada klavye, animasyonlar geldi." ee..? Nasıldı onlar? Uyduruk muydu? İyi miydi?
Android'in 1.6 dan sonraki sürümlerini kullanmış biri olarak size hepsini anlatacağım.
Kuruluşu: Android, Google, Open Handset Alliance ve özgür yazılım topluluğu tarafından geliştirilen, Linux tabanlı, mobil cihaz ve cep telefonları için geliştirilmekte olan, açık kaynak kodlu bir mobil işletim sistemidir.Open Handset Allience, 5 Kasım 2007'de Android'i kurduğunu duyurmuştur ve ardından 34 adet donanım, yazılım ve telekom şirketi, mobil cihazlar için telif hakkı olmayan bir işletim sisteminin teknolojinin gelişimi için yararlı olduğu konusunda hemfikir olmuşlardır. 2008'de piyasaya sürüldüğünde, birçok Android İşletim Sistemi Apache free-software ve Açık Kaynak Kodu lisansıyla geliştirilmeye açık hale gelmiştir.
İlk olarak Wikipedi'den aldığım bir tabloyla başlayayım:
Sürüm | Kod adı | Yayın tarihi |
|---|---|---|
1.1 | Astro | 9 Şubat 2009 |
1.2 | Bender | ? |
1.5 | Cupcake | 30 Nisan 2009 |
1.6 | Donut | 15 Eylül 2009 |
2.0/2.1 | Eclair | 26 Ekim 2009 |
2.2 | Froyo | 20 Mayıs 2010 |
2.3 | Gingerbread | 6 Aralık 2010 |
3.0/3.1/3.2 | Honeycomb | Şubat 2011 |
4.0 | Ice cream sandwich | 19 Ekim 2011 |
4.1 | Jelly Bean | 9 Temmuz 2012 |
4.2 | Jelly Bean Plus | 29 Ekim 2012 |
5.0 | Key Lime Pie | Henüz yayınlanmadı |
3.0/3.1/3.2 yani Honeycomb sadece Tablete gelmiştir. Tabloda bir hata var. Wikipedi daha değiştirmemiş.
4.2.2 güncellemesinden sonra 5.0 değil 4.3 gelecek ve adı Key Lime Pie olacak. Yani o 5.0 değil 4.3 olacak...
Bunlar Google'ın Android'i satın aldıktan sonra yayınlanan sürümleri.
Gördüğünüz gibi alfabeyle sıralı olarak gidiyor. ([A]stro, [B]ender, [C]upcake...)
1.1'den 1.6'ya geçiş çok kısa süreli oldu. 1.6'ya geçinceye kadar neredeyse kimsenin Android hakkında bir bilgisi yoktu.
1.6'ya geçtikten sonra Sony, HTC(biraz daha önce başlamıştı aslında) ve Samsung Android telefonlar üretmeye başladı.
Google, Nexus'a başladı.
1.6 o kadar kötüydü ki çoğu cihazda ekrana sadece 1 widget koyabiliyordunuz. Ama çıkan resmi sürümde ekran 8x4 tane widget alıyordu ve telefonlar böyle tanıtılıyordu. Kısaca o dönem android'in insanları baya kazıkladığı dönemdi.
İşte size olan ve tanıtılan:
Soldaki gerçekte satılan tek widget eklenen 1.6 sürümlü X8 ve sağdaki tanıtılan 1.6 sürümü.
O zamanların iyi telefonu Sony Ericsson X8'di. (O kadar berbat bir halde düşünün artık) Ve birkaç ay sonra X10 çıktı. Ama X10 güncellemeleri 2.3'e kadar alırken X8 2.1'de kaldı.
1.6'dan 1 ay kadar sonra 2.0 ve 2.1'i çıkardılar. Çoğu 1.6 cihaz bu güncellemeyi aldı. Ama cihazlarda çok bir değişiklik olmadı.
Ama insanlar o dönemde Bluetooth kullanmayı bırakmıştı. (Bizimki gibi gelişmemiş ülkeler hariç)
Artık herkes Cloud ile birbirine dosya gönderiyordu...
Bu güncellemeden sonra Android telefonların hızını saymazsak yazılımsal olarak Iphone seviyesine gelmişti.
2.2 güncellemesi için 6 ay çalıştılar ve en sonunda 720p ekran çözünürlüğü desteği, 8x4'lük widget koyma ve bildiğimiz Android menüsü geldi.
Yani bildiğimiz Android, neredeyse her şeyiyle beraber 20 Mayıs 2010'da geldi.
Tabi 2.2'nin eksikleri vardı. İşlemcisi yetmediği için sadece tek parmakla dokuna biliyordunuz. Yani bu bildiğimiz mıncıklama hareketini yapamıyordunuz. :)
Artık Android versiyonları optimize edildiğinden ve gelmesi gereken yere ulaştığından dolayı sonraki sürüm için 1 yıl uğraştılar. (2.3)
2.3'de Android cihazların işlemcileri ve ram'leri yeterli hale geldiğinden çoklu kamera ve dokunmatik geldi. Bu sürümde özellik olarak neredeyse şimdiki haline gelmişti.
4.0 güncellemesinin 2.3'den farkı asıl olarak görünümdü.
Bazı cihazlara NFC uyumluluğu geldi. (Bazı diyorum...) Yüz tanıma kilidi diye saçma sapan, işe yaramaz uyduruk bir şey de getirdiler. (Uyduruğa uyduruk derim...)
Sonra 4.1 yayınlandı. Bunda sadece bazı görünümler düzeltildi. Yani sadece görünüm güncellemesiydi.
Bazı kaynaklarda "Çoklu Pencere" diyor ama "Çoklu Pencere" denen şey Samsung cihazların içinde olan bir yazılım. Başka marka olan 4.1'lerde yoktu böyle bir özellik.
Ve 2013 model Amiral Gemileri için 4.2 onun ardından küçük optimizasyon geliştirmeleriyle 4.2.2 geldi.
4.1 ve 4.2.2 farkı tam olarak şunlardı:
- Kilit ekranı kaydırması. (Kilit ekranında ana akran gibi kaydırma)
- Üstteki durum çubuğu ekran rengine göre renk değiştirmesi.
İnsanlar bazı sorular soruyorlar. Neden aynı sürüm cihazlar farklı gözüküyor diye...
Cevabı şu; Her marka kendine özgü yapıyor.
Bildiğim ve aklıma gelen kadar(1.6 öncesi için internetten yardım da aldım biraz) tüm Android tarihini anlatmaya çalıştım. Hatam varsa yandaki iletişim formundan bana yazabilirsiniz veya yorum olarak belirtseniz daha iyi olur.
Bitirirsek; Neeeerdeeen... Neereyeee...
İlk Android telefon daha 4-5 yıl önce yapıldı.
HTC-G1 (İlk Android telefon)
Android 1.5 Cupcake kullanıyordu, ARM 11 tabanlı 528 mHz işlemciye , 192 MB ram ve Adreno 130 grafik birimini bünyesinde bulunduruyordu. TFT-LCD HVGA ekrana sahip telefon tam 5 satırlı sürgülü QWERTY klavyeye sahipti. Otofokuslu 3.2 megapiksel kameraya sahip HTC G1, 256MB ROM, 16GB’a kadar microSD kart desteği sunuyordu. 1150 mAh pil, Wi-Fi (802.11b / g), Bluetooth 2.0 + EDR bulunuyordu.
İlk Android telefon diyorum...
Şimdi ne kadar büyüdüğüne bakın!..
18 Temmuz 2013 Perşembe
World of Warcraft (İnceleme)
İlk olarak WoW tarihinden bahsedeceğim. Çünkü bu çıkıp 1 yıl sonra konuşmayı bırakılan bir oyun değil. Bildiğiniz tarihi eser. Ondan sonra fikirlerimi yazacağım ve kendi kafamdaki derecelendirmeyi yapacağım.
Yılların oyunu... Evde hala duruyor Vanilla WoW kutusu. İçinde 20 tane(abartı) CD. 200 sayfalık bir tanıtım kitapçığı...
Kitapçık dediğim de bildiğin kitap. Kutunun arkası, 2013 yılında bakınca ayrı bir komik...
"Decend into the World of Warcraft and join thousands of mighty heroes in a Online World of Myth" mi?
"Thousands" derken? WoW olmuş 13 milyon... Ama adamlar binlerce yazmakta haklı. Oyunun tutacağını hiç düşünememişler ki... Vanilla WoW demek oyunu değil bug'ı oynamak demek. O kadar hatalı ki...
Embark on Epic Quests bölümünde anlattığını okuyorum da. Hayatımda WoW Quest'leri kadar sıkıcı şeyler görmedim. Quest'leri nasıl ballandıra ballandıra anlatmışlar. Tamam, yıl 2004 falan diyoruz da o Quest'ler o yılda da çekilmez bu yılda da... Eğlencesi End-Game'de... (O yılda End-Game'de yok)
İlk çıktığında o kadar kötüymüş ki "kutunun arkasını saçmalayalım" demişler. Gerisinin okunma değeri bile yok. Off, 2004... acaba 10 yıl sonra 2013'e böyle laf atacak mıyız?
2004 yılında bu oyun için gereken sistem gereksinimlerine bakınca onlar da ayrı bir komik.
Intel Pentium III 800MHZ ???
512 MB Ram ???
32MB 3D Grafik Kartı ??? -- Sanki burada "Ekran Kartı demeyelim 3D kart diyelim. Yıl olmuş 2004, havalı olur..." demişler.
İçindeki kitapçığın durumunu anlatmaya çok gerek yok zaten. Ama kaç yıldır oynarım, şimdi okudum da CTRL-M'yi yeni öğrendim. İçinden çıkan kitapçığı okumak lazımmış...
Sonra Burning Crusade çıkmıştı. Bir kaç Bug giderildi. Yeni şeyler geldi... Onu geçtim de, Vanilla WoW kutusundan Burning Crusade broşürü çıktı... 2006! Koskoca 2006!..
Çok içerik yoktu ama en azından Bug sayısı azalmıştı. Bu döneme kadar çok şey anlatamıyorum çünkü ben o dönemde baya küçüktüm. Ablamı ve arkadaşlarını izlediğim kadar hatırlıyorum Vanilla ve Burning Crusade'i.
Bana anlatılanlara göre Wrath of the Lich King paketinden sonra en iyi paketmiş Burning Crusade...
Ama bildiğim kadarıyla çok End-Game ve güzel bir PvP içeriği yoktu ve insanlar sıkılmıyordu. Şimdi o kadar içeriğin içinde yüzüp eğlenemiyoruz.
Sonra Wrath of the Lich King, 2008!.. Bu paketten sonra acayip bir story geldi. Levelling çeşitlendi... Dungeonlar... PvP...
Lich King dendiğinde hatırladığım Orgirimar önünde PvP, Stormwind'i 100 kişiyle basmak ve gidip Lich King kesmeye çalışmak. 80 level olmuştuk. Çok eğleniyorduk o pakette...
Özellikle favori Class'ım Death Knight gelmişti, Northrend derken en iyi paketti bana göre...
İşte bu da Lich King kutumun arkası:
Sonra Azeroth sallanmaya başladı. Death Wing'in terörü hem Alliance, hem de Horde'u mahvetti.
Orgirimar'ı su bastı. Stormwind'de el izini çıkarttı bizim Death Wing...
Kim ne derse desin Story olarak en iyi 2. paketti bana göre. Ama içerik olarak hiç sevmemiştim...
85 level'a çıkmıştık. Ama Azeroth'un hafif değişmesi ve 1-2 dungeon dışında hiç bir yenilik gelmedi.
Sonra Mists of Pandaria çıktı.
Pandalar... Yapmayın ya!?.. Oyunu iyice bebek oyununa çevirdiler. Pet savaşları geldi, ne o Pokemon gibi!?. Yeni bir ada... 90 level...
Her şeye rağmen grafikler arttı ve bu benim için yetti...
İşte size WoW'un tüm tarihi. Bunlardan anlaşılan bir şey varsa bu oyunun 2 ayda bir 50TL almasıdır...
Oyun 10 yıl önce çıktı. 10 yıldır giderilemeyen Bug'lar var.
Oyun pencelereleri çok eskidi. Hala eski uyduruk grafikler. Bunları değiştirmek koskoca Blizzard için çok zor değil. Neden yapmıyor peki? Bu oyunu anlamak imkansız...
Tüm haritaları baştan yap diyemem. Ama karakter grafikleri diye bir gerçek var. Bunu arttırsın... Blizzard verse ben bile yaparım. Neden karakter grafiklerini biraz yükseltmiyorsunuz? Atıyorum 5.4 içeriği için çalışan ekibi toplayıp 1 günde halledebilirsin.
İşin özeti Blizzard paracı olmayı bırakıp oyuncuyu dinlemeye başlarsa 2 ayda bir 50TL'yi hak eder.
Ama eğlendim mi? Eğlendim...
Yılların oyunu... Evde hala duruyor Vanilla WoW kutusu. İçinde 20 tane(abartı) CD. 200 sayfalık bir tanıtım kitapçığı...
Kitapçık dediğim de bildiğin kitap. Kutunun arkası, 2013 yılında bakınca ayrı bir komik...
"Decend into the World of Warcraft and join thousands of mighty heroes in a Online World of Myth" mi?
"Thousands" derken? WoW olmuş 13 milyon... Ama adamlar binlerce yazmakta haklı. Oyunun tutacağını hiç düşünememişler ki... Vanilla WoW demek oyunu değil bug'ı oynamak demek. O kadar hatalı ki...
Embark on Epic Quests bölümünde anlattığını okuyorum da. Hayatımda WoW Quest'leri kadar sıkıcı şeyler görmedim. Quest'leri nasıl ballandıra ballandıra anlatmışlar. Tamam, yıl 2004 falan diyoruz da o Quest'ler o yılda da çekilmez bu yılda da... Eğlencesi End-Game'de... (O yılda End-Game'de yok)
İlk çıktığında o kadar kötüymüş ki "kutunun arkasını saçmalayalım" demişler. Gerisinin okunma değeri bile yok. Off, 2004... acaba 10 yıl sonra 2013'e böyle laf atacak mıyız?
2004 yılında bu oyun için gereken sistem gereksinimlerine bakınca onlar da ayrı bir komik.
Intel Pentium III 800MHZ ???
512 MB Ram ???
32MB 3D Grafik Kartı ??? -- Sanki burada "Ekran Kartı demeyelim 3D kart diyelim. Yıl olmuş 2004, havalı olur..." demişler.
İçindeki kitapçığın durumunu anlatmaya çok gerek yok zaten. Ama kaç yıldır oynarım, şimdi okudum da CTRL-M'yi yeni öğrendim. İçinden çıkan kitapçığı okumak lazımmış...
Sonra Burning Crusade çıkmıştı. Bir kaç Bug giderildi. Yeni şeyler geldi... Onu geçtim de, Vanilla WoW kutusundan Burning Crusade broşürü çıktı... 2006! Koskoca 2006!..
Çok içerik yoktu ama en azından Bug sayısı azalmıştı. Bu döneme kadar çok şey anlatamıyorum çünkü ben o dönemde baya küçüktüm. Ablamı ve arkadaşlarını izlediğim kadar hatırlıyorum Vanilla ve Burning Crusade'i.
Bana anlatılanlara göre Wrath of the Lich King paketinden sonra en iyi paketmiş Burning Crusade...
Ama bildiğim kadarıyla çok End-Game ve güzel bir PvP içeriği yoktu ve insanlar sıkılmıyordu. Şimdi o kadar içeriğin içinde yüzüp eğlenemiyoruz.
Sonra Wrath of the Lich King, 2008!.. Bu paketten sonra acayip bir story geldi. Levelling çeşitlendi... Dungeonlar... PvP...
Lich King dendiğinde hatırladığım Orgirimar önünde PvP, Stormwind'i 100 kişiyle basmak ve gidip Lich King kesmeye çalışmak. 80 level olmuştuk. Çok eğleniyorduk o pakette...
Özellikle favori Class'ım Death Knight gelmişti, Northrend derken en iyi paketti bana göre...
İşte bu da Lich King kutumun arkası:
Sonra Azeroth sallanmaya başladı. Death Wing'in terörü hem Alliance, hem de Horde'u mahvetti.
Orgirimar'ı su bastı. Stormwind'de el izini çıkarttı bizim Death Wing...
Kim ne derse desin Story olarak en iyi 2. paketti bana göre. Ama içerik olarak hiç sevmemiştim...
85 level'a çıkmıştık. Ama Azeroth'un hafif değişmesi ve 1-2 dungeon dışında hiç bir yenilik gelmedi.
Sonra Mists of Pandaria çıktı.
Pandalar... Yapmayın ya!?.. Oyunu iyice bebek oyununa çevirdiler. Pet savaşları geldi, ne o Pokemon gibi!?. Yeni bir ada... 90 level...
Her şeye rağmen grafikler arttı ve bu benim için yetti...
İşte size WoW'un tüm tarihi. Bunlardan anlaşılan bir şey varsa bu oyunun 2 ayda bir 50TL almasıdır...
Oyun 10 yıl önce çıktı. 10 yıldır giderilemeyen Bug'lar var.
Oyun pencelereleri çok eskidi. Hala eski uyduruk grafikler. Bunları değiştirmek koskoca Blizzard için çok zor değil. Neden yapmıyor peki? Bu oyunu anlamak imkansız...
Tüm haritaları baştan yap diyemem. Ama karakter grafikleri diye bir gerçek var. Bunu arttırsın... Blizzard verse ben bile yaparım. Neden karakter grafiklerini biraz yükseltmiyorsunuz? Atıyorum 5.4 içeriği için çalışan ekibi toplayıp 1 günde halledebilirsin.
İşin özeti Blizzard paracı olmayı bırakıp oyuncuyu dinlemeye başlarsa 2 ayda bir 50TL'yi hak eder.
Ama eğlendim mi? Eğlendim...
13 Temmuz 2013 Cumartesi
Fetih 1453 (Eleştiri)
Olmamış. Olmamış yani bu kadar basit.Bir sahnede Fatih içeri girerken çok belirgin bir şekilde 3 gölge oluyor. Bu nasıl bir ışıkçı!? Hiç mi ışık tutmamış hayatında bir yere!? Elektrik kesildiğinde feneri güzel tutana "bu ışıkçı olsun" demişler herhalde...
1400-1500 yılları arasında Müslüman-Hristiyan yaklaşık %50-%50 civarıymış. Bu nasıl bir olaydır ki Osmanlı sokaklarında bir tane haç takan yokken Bizans'ta herkes haç takıyor. Herkes Müslüman Osmanlı'da dimi!?..
Fatihin annesini gören oldu mu filmde? Ben göremedim. Filmin ne baskılarla çekildiğinin bir göstergesidir bu. Çünkü Fatihin annesi Hristiyandır. Kesin senaryoyu yazarken şöyle bir diyalog geçmiştir:
-Aman olum Fatihin annesinin gösterme!..
+Tamam.
-Abi yakarlar bizi sakın ha!..
Sokakta herkes birbirine "yavaş be" falan diye bağırıyor. Uluslararası büyük çapta bir film yapıyorsunuz, biraz küfür fazla mı kaçar ya!?.. En azından "yavaşla hayvan herif" falan diye bağırsalarmış...
Kardinal ve Papa giysilerini diken kimse bulup öldürmek lazım. Abi o ne ya!?.. Şimdi onun hakkında hiç screenshot alamayacağım ama Kardinal veya Papa dediğin böyle giyinir:

Şu yandaki giysinin hiç o filmde gösterilen saçma sapan polyester kıyafetlerle alakası var mı!?
Bu resim bu arada "The Borgias" dizisinden.
Tüm bayraklar makineden çıkma, bu kadar saçma bir şey olamaz. Bayraklar parlıyor ya, savaş görmemişler savaşın ortasında. Savaşın tozunu, kirini, kanını geçtim asılı olan bayraklar en azından rüzgardan yıpranır ya...
Kan sıçramaları çok sahteydi. Adamın zincir zırhını kesiyor.. ee..? Sonra o kesikten poşet kesmiş gibi kan boşalıyor.. Yapmayııınnn....
Bir sahne vardı, çok güldürdü. Adam mızrak atıyor, mızrak adamın boynundan giriyor... Tamam buraya kadar iyi... Soonnraa... Burda kopuyor olay... Adam yere düşerken mızrağın arkası adamın ensesine denk gelirken mızrağın önü adamın boğazının alt tarafına denk geliyor. Tam anlatamadım galiba ama demek istediğim mızrağı kesmişler, adamın boynunun arkasına ve boğazına bağlamışlar. Hissettim yani.. O kadar kötüydü...
Bizans'ta her yer haç dolu arkadaş. Bu ne dindarlıkmış... Bu haç sevgisi hiçbir Hristiyan'da yoktur herhalde... Onu geçtim, ne zaman Bizans'ı gösterse açık saçık kızlar var. Abbaaaarttıııı...
Filmin sonundaki savaşa gelene kadar hiç Türk asker ölmüyor. Çok garip bir şekilde Türkler hep öldürüyor, hep öldürüyor sona doğru hafif yenilince Bizans yendik moduna geçiyor. Çok ayarsız olmuş...
Constantin daha Greek demeyi bilmiyor. "Gırek ateşimizle yakacağız" diyor. Gırek ne ya!?..
Fatih ok atarken acayip bir biçimde sol kolunu büküyor. Tamam, profesyonelce atmasını beklemiyorum sonuçta oyuncu ve işi o değil ama biri en azından nasıl atılacağını gösterebilirmiş.
En sonda anlatıyor ya, inancınızı yaşayın falan diye. Bizans halkı nasıl anlıyor onu? Halk Türkçe mi biliyor? En sondaki Fatihin halka çektiği nutku geçtim, şu top ustası ve kızı hangi dili konuşuyor gerçekten ya? 2 dili de biliyor mu? Savaş sırasında Bizans ve Osmanlı sürekli birbirine laf atıyor. Nasıl anlıyorlar birbirlerini?
Oyunculuk ve senaryo o kadar kötüydü ki... İngilizce alt yazıyla izledim, konuşulan dili bilmiyormuş gibi davrandım. O kadar kötüydü...
IMDB puanı 7,6 bu filmin. Bence 3'den fazlasını hak etmiyor. Hatta 7,6'yı düşürmek için IMDB'den 1 verdim filme.
Bu saçma sapan film için 17 milyon dolar harcanmış. Söyleyecek başka bir şeyim yok...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
























